Nurculuk

1. Genel:

a. Tarihi Gelişimi:

Nurculuk; başlangıçta bir tarikat olarak doğmamış, Said-i NURSİ tarafından yazılan “Nur Risaliyesi” nin okunup yayınlanmasına dayanan ve bunları okuyanların meydana getirdiği dini bir cemaat olarak oluşmuştur…
Nurculuk tarikatını kuran Said-i NURSİ, 1873 yılında Bitlis ilinin Hizan kazasına bağlı Nurs köyünde doğmuştur. Doğduğu köyün ismine izafeten NURSİ soyadını almıştır. Taraftarları ve talebeleri tarafından “Zamanın alimi, zamanın harikası” anlamına gelen “Bediüzzaman” ismi verilmiştir.

Said-i NURSİ, 1925 yılında Tunceli bölgesindeki Şeyh Sait İsyanı esnasında, genel asayişin temini amacıyla önce Burdur’a, daha sonra da Isparta’nın Barla Nahiyesinde mecburi ikamete tabi tutulmuştur. Nurculuk faaliyetlerinin etrafında odaklandığı “Risale-i Nur Külliyatı” nın ilk olarak Barla nahiyesinde yazmıştır.

“Risale-i Nur Külliyatı” adı verilen ve “Sözler, Mektubat Lem’alar ve Şualar” gibi ana başlıklar altında toplanan 130 parçadan ibaret eserlerinden dolayı zaman zaman hakkında davalar açılmıştır. Bu davalar süresince uzunca bir zaman cezaevinde kalmış ve hayatını mecburi ikamete tabi tutulduğu çeşitli illerde geçirmiştir.

23 Mart 1960 tarihinde Şanlıurfa’da ölen Said-i NURSİ’nin cenazesi Halil-ür Rahman Camii’ne defnedilmiş ancak cenazesinin Şanlıurfa’dan alındıktan sonra gömüldüğü yer bilinmemektedir veya Nurcu kesim dahil kamuoyu böyle bilmektedir.

Said-i NURSİ’nin ölümündem sonra yine büyük ölçüde aynı çizgide sürdürülen faaliyetler, dönemin şartları içerisinde hayata geçirilmiş bazı dernek ve yayın organlarıyla da desteklenmiş ve mevcut imkanlar dahilinde daha geniş kitleye ulaşmanın yolları aranmıştır. Kendilerince, Nurculuk hareketinin en önemli ve bariz vasfının, kişilerin imanını kurtarma ve bu amaçla propagandif faaliyetlere önem verme olduğu ifade edilmektedir.

İlk defa, 1955 – 1957 tarihlerinde Kuran-ı Kerim ile Risale-i Nurların yazılışı nedeniyle iki gruba ayrılan Nurcular arasındaki bu gruplaşma, Said-i NURSİ’nin ölümünden sonra daha bariz bir şekilde ortaya çıkmıştır. Bu gruplardan;

(1) Birinci grup; “Kuran’a küfür yazısı ile hizmet olmaz” parolası ile faaliyetlerini yürütmekte, Risale-i Nurların mutlaka el yazısı ve Arap harfleriyle yazılması tezini savunmakta ve bunun sağlanması için de Nurcuların Arapça öğrenmesini öngörmektedir ki bunlara, “Yazıcı Nurcular” denilmektedir.

(2) “Okuyucu Nurcular” diye adlandırılan ikinci grup ise; Latin harfleri ile yapılacak çalışmalarının hedeflerine varmada daha yardımcı olacağı kanısında olup, bu fikri empoze etmeye çalışmaktadırlar.

Okuyucu ve yazıcı grup arasındaki bu farklılaşma, daha sonra 1969 tarihinden itibaren okuyucu grup içinde faaliyet gösteren Fethullah GÜLEN ve taraftarlarını ayrı bir grup olarak ortaya çıkarmıştır.

1982 Anayasa oylamasına kadar okuyucu, yazıcı ve Fethullah GÜLEN grupları olarak faaliyet gösteren Nurcu kesimde, Anayasa oylaması nedeniyle yeni bir bölünme daha oluşmuş, okuyucu grup; Gazeteci ve Şuracı olarak iki ayrı gruba bölünmüştür.

b. Amacı:

Nurcu gruplar genel anlamda; Said-i NURSİ’nin öğretilerinin propagandasını yaparak öncelikle teokratik bir devlet kurulmasını isteyen taban yaratmayı, bilahare devlet yönetimini ele geçirmeyi amaçlamaktadır.

c. Stratejisi:

Nurculuğun genel olarak stratejisi devletin sosyal, siyasi, iktisadi ve hukuki temel nizamlarını dini esas ve inançlara göre düzenlemektir.

2. Teşkilat:
a. Günümüzde Faaliyet Gösteren Önemli Nurcu Gruplar:

1 - Yeni Asya Grubu
2 - Meşveret Grubu
A Mustafa SUNGUR Grubu
B Mehmet KIRKINCI Grubu
C Mehmet KURDOĞLU Grubu
3 - Med-Zehra Grubu
4 - Acz-i Mendi Grubu
5 – Fethullah GÜLEN Grubu’dur.

b. Günümüzde Faaliyet Gösteren Önemli Nurcu Grupların Oluşumu, Teşkilat ve Faaliyetleri:

1 – Yeni Asya Grubu

a. 1970 yılında yayın hayatına başlayan “Yeni Asya” gazetesi çevresindeki faaliyetleriyle bilinen bu grubun en önemli özelliği siyasetle yakından ilgileniyor olmalarıdır. 12 Eylül Askeri Harekatı’ndan sonra Yeni Asya gazetesinin kapatılması üzerine “Yeni Nesil” gazetesini çıkartmaya başlamışlardır.
b. Aynı şekilde kendi misyonları doğrultusunda 1990 yılına gelindiğinde, gazete bünyesinde yaşanan siyasi tartışmalar sonrasında bu gazeteden ayrılan Mehmet KUTLULAR’ın liderliğindeki bir grup “Yeni Asya” adıyla yeni bir gazete daha çıkarmaya başlamıştır.
c. Adı geçen grup, gazete çalışmalarının haricinde “Köprü, Bizim Aile, Cankardeş” isimli dergileri de çıkarmakta, kendisine ait öğrenci evleri, özel okul ve şirketleri vasıtasıyla faaliyetlerini sürdürmektedir.
d. Anılan grup son dönemde, İstanbul’da faaliyet gösteren “Yeni Asya İlim Kültür ve Araştırma Vakfı” bünyesinde 2001 yılı içerisinde, “Risale-i Nur Enstitüsü” adı altında bir enstitü kurma girişiminde bulunmuştur. Ancak enstitünün herhangi bir üniversiteye bağlı olmaması ve enstitüyü bitirenlere belge verilmemesi gibi sebeplerden dolayı müracaatta bulunanların kayıt yaptırmadığı belirlenmiştir. Bunun üzerine yönetim, enstitüyü faaliyete geçirme fikrinden vazgeçmiştir. Ancak araştırmalarda bulunacak kişilere yardımcı olmak amacıyla önümüzdeki günlerde ilgili kurumlardan izin alarak “Araştırma Merkezi” kurma çalışmasına gidecekleri öğrenilmiştir.
e. Mehmet KUTLULAR, “Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik Etmek” suçundan dolayı Ankara 1 nolu DGM tarafından açılan dava sonucunda 2 yıl 1 ay hapis cezasına çarptırılarak 22 Mayıs 2001 tarihinde Metris cezaevine kapatılmıştır. Bilahare 31 Mayıs 2001 tarihinde Kırklareli/Vize cezaevine nakledilmiştir.
Adı geçen şahıs şartlı tahliye yasasından faydanalarak tutuklu bulunduğu Kırklareli/Vize ilçesi kapalı cezaevinden 21 Şubat 2002 tarihinde tahliye edilmiştir.

2 – Meşveret Grubu:

a. Mustafa SUNGUR Grubu

1. Anılan grubun son dönemde yurt dışı eğitim faaliyetleri, Risale-i Nur basım ve dağıtım çalışmaları ve Fethullah GÜLEN benzeri bir yapılanma içerisine girme çabaları dikkat çekmektedir. Bu meyanda;
2. Adı geçen grup tarafından Gürcistan/Tiflis ve Acara Özerk Cumhuriyeti/Batum’da dershane açıldığı
3. Grubun Rusya ve Azerbaycan’da dershanelerinin bulunduğu
4. Gürcistan’daki cami imamlarının yeterli bilgiye sahip olmadığı ve köylülerin İslamiyetle ilgili konularda kendilerine danıştıkları
5. Azerbaycan’daki dershaneye 2001 yılı içerisinde polis tarafından baskın yapıldığı, kitaplara el konduğu, Nurcuların tepkileri üzerine polisin kitapları iade ettiği, bu olaydan sonra cemaate katılımın arttığı
6. Anılan grubun Tacikistan ve Çeçenistan’da bulunan mensupların, bölgede etkin olan radikal İslamcı unsurlar tarafından “ kitap okumakla Müslümanların sorunlarının çözülmeyeceği” gerekçesi ile taciz edildikleri belirtilmiştir.

x. Anılan grup tarafından Isparta/Barla’da gerçekleştirilen yurt dışı temsilcileri toplantısında;

1. F.GÜLEN grubu benzeri bir yurt dışı yapılanma modeli uygulanması, bu çerçevede öncelikle yabancı ülkelerde vakıf – dernek gibi sivil toplum örgütleri kurulması, akabinde ülkelerin yasaları çerçevesinde öğretim kurumları açılmasına yönelmesi
2. Kültür Eğitim Vakfı’nda bulunan Said NURSİ’ye ait kitapların yurt dışında basılıp dağıtılmasında elde edilecek gelirin tekrar yurt dışı faaliyetlerde harcanması ve kitapların yabancı dillere çevrilmesi
3. Malezya, Fas, Balkan Ülkeleri, Rusya Federasyonu ve Türk Cumhuriyetleri gibi ülkelere yaygınlaşan faaliyetleri paralelinde, internette bir mail grubu oluşturdukları ve cemaat haberlerini tek çatı altında toplayarak bir anda her tarafa ulaştırdıkları, söz konusu çalışmanın Almanya’da da yaygınlaştırılmasını kararlaştırıldığı tespit edilmiştir.
4. Ayrıca anılan kesim, Rusya’da sürdürülen faaliyetler çerçevesinde, yılda 6 -7 kitabın Rus diline tercümesinin yapılabilecek konuma gelindiği, hali hazırda 10 kitabın tercümesinin yapıldığı, bunların 6’sının basıldığı, 4’ünün ise basılma aşamasında olduğu, basımı gerçekleştirilen kitapların Rusya’nın en ücra yerlerine kadar ulaştırıldığı öğrenilmiştir.
Bunun yanı sıra Mustafa SUNGUR yönetimindeki Nurcu kesim tarafından, Rusya Kostroma şehrinde “Bedi-üz Zaman Camii” adı altında yaptırılmakta olan külliye inşaatının, 11 eylül eylemleri sonrasında Rus yetkililer tarafından durdurulmasına rağmen, Rusya Hükümeti tarafından söz konusu grubun ılımlı çizgide faaliyet göstermesi ve Çeçenlerle ilişkilerinin sınırlı olması nedeniyle cemaatin ülkedeki dershanelerinin faaliyetine izin verdikleri belirlenmiştir. (Rusya/Kosturma, Said- i Nursi’nin 1. Dünya Savaşı esnasında Ruslara esir düştüğünde kaldığı yer olması nedeniyle Nurcu cemaatler için önem taşımaktadır.)
5. Ayrıca Mustafa SUNGUR yönetimindeki Meşveret grubu Nurcu kesim tarafından, Hollanda’da Flemenkçe, Almanca ve İngilizce Risaleler basıldığı ve halkın islama olan ilgisinin artmasından da istifadeyle kütüphanelere de dağıtım yapıldığı belirlenmiştir. Bunun yanı sıra Mustafa SUNGUR yönetimindeki Meşveret Grubu Nurcu Kesimin, Tataristan’da bugüne kadar yaklaşık 60 bin adet Risale-i Nur bastırıp dağıttığı, bu ülkedeki din görevlilerinin söz konusu yayınlara sıcak baktıkları, camilerde imamların Risale-i Nur okudukları ve vaaz konularını anılan kitaplardan seçtikleri istihbar olunmuştur.

b. Mehmet KIRKINCI (Şura) Grubu:

1. Bu grup, 1980 yılına kadar Yeni Asya Grubu ile birlikte hareket etmekte iken, bu tarihten itibaren siyasi tercihlerde ihtilafa düşmeleri sonucu bu gruptan ayrılan Mehmet KIRKINCI tarafından kurulmuştur. Söz konusu grup, kontrolündeki vakıflar ve öğrenci evleri vasıtasıyla Erzurum, Ankara ve Adana ağırlıklı olmak üzere çeşitli illerde faaliyet göstermektedir. Grubun bünyesinde daha ziyade eski Nurcular bulunmaktadır. Anılan grubun son dönemde yurt içi yanı sıra yurt dışı eğitim faaliyetlerine de ağırlık verdiği gözlenmektedir. Bu meyanda anılan grup, halen Rusya’nın 125 noktasında Risale-i Nur eğitimi vermektedir.
2. Söz konusu nurcu grup lideri Mehmet KIRKINCI; Müslümanların kutsal bayramlarından devletin haksız kazanç elde ettiği ve bu kazancın devlet yöneticilerinin eğlence masrafı olarak kullanıldığı gerekçesi ile kurban derilerinin Türk Hava Kurumu’na ( THK ) bağışlanmasına kesinlikle karşı olduğunu belirtmektedir. Bu çerçevede, cemaat mensubu öğrencilerin uyarılarak, aileleri tarafından kesilen kurbanların derilerinin THK’na verilmesine engel olmalarını istediği öğrenilmiştir.

c. Mehmet KURDOĞLU Grubu:

1. Okuyucular arasında yer alan bu grubun liderliğini Mehmet KURDOĞLU yapmaktadır. Söz konusu grup başta Ankara olmak üzere halen Adana ve Kahramanmaraş’ta bulunan çok sayıdaki öğrenci evlerinde faaliyetlerini sürdürmektedir.
2. Bunun yanı sıra anılan grubun 1980’li yılların başında itibaren TSK’ne sızma girişimlerinde bulunduğu, hali hazırda bu girişimlerini çeşitli illerde sürdürdüğü tespit edilmiştir. Söz konusu grupla ilişkisi tespit edilen birçok TSK personelinin 2000 – 2001 yıllarında alınan YAŞ kararları doğrultusunda TSK ile ilişkileri kesilmiştir.
3. Grup elemanlarının en belirgin özelliği, öğrenci evlerinde Said-i NURSİ’nin eserlerini okumanın dışında tüm metod ve faaliyetleri reddediyor olmalarıdır. Yurt, üniversiteye hazırlık dershanesi gibi müesseselerin açılması ya da gazete ve dergi gibi yayın organlarının çıkartılması bu grup tarafından benimsenmemekte ve İslama asıl hizmetin “dershane” tabir edilen evlerde Risale-i Nurlar’ın okunması ve anlatılması ile yapılabileceği görüşü savunulmaktadır.
4. Anılan grubun son dönemde de eskiden olduğu gibi ev toplantılarına ağırlık vererek taban genişletme faaliyetlerinde bulunduğu gözlenmektedir. Bu meyanda dini içerikli kitaplar okunmakta ve dini kasetler dinlenmektedir.
5. Ayrıca söz konusu grup lideri Mehmet KURDOĞLU’nun kendi ismini hatırlamama, zaman zaman günleri şaşırma gibi durumlar gösteren bir rahatsızlığı bulunduğu öğrenilmiştir. Anılan şahsın, söz konusu durumla ilgili olarak psikolojik tedavi gördüğü belirtilmektedir.

3. MED – Zehra Grubu:

a. Nurcu kesim içerisinde çok küçük bir kesimi oluşturmakla birlikte özellikle Said-i NURSİ’nin Kürt yönünü ön plana çıkartmaları ile dikkatleri çeken bir gruptur. Muhammed Sıddık DURSUN’un liderliğinde faaliyet gösteren bu gruba bağlı olanların tamamı Kürt vatandaşlarımızdan oluşmaktadır.
b. 1989 yılında yayın hayatına başlayan “Dava” isimli dergi ve MED ( Marifet, Eğitim, Dayanışma ) Vakfı çerçevesinde bu grubun faaliyetlerini takip etmek mümkündür. Ayrıca yine ayrı görüşlere sahip olan Zehra Eğitim ve Kültür Vakfı da bu kesimin görüşleri doğrultusundaki faaliyetleriyle dikkatleri çekmektedir.
c. Kürt milliyetçiliğini esas almalarından dolayı diğer tüm Nurcu gruplar Said-i NURSİ’nin, İslam dinine aykırı olan ırka dayalı bir milliyetçilik anlayışını ne eserlerinde ne de hayatında kesinlikle savunmadığını ileri sürerek, bu kesimin fikirleri ve yaklaşımlarını kabul etmemektedirler.
d. Bunun yanı sıra Said-i Nursi’nin hep birleştirici olduğunu hatta Şeyh Said-i’in isyan girişimleri sırasında kendisinden yardım istemesine rağmen “Asırlarca İslama hizmet etmiş Türk milletinin torunlarına kılıç çekilmez” diyerek bu isyanı benimsemediği ve katılmadığını eserlerinde belirtmesi, diğer Nurcu kesimlerin bu gruba sıcak bakmasını önlemektedir.
e. Zehra Eğitim ve Kültür Vakfı, İzzettin YILDIRIM (ölü) ‘ın kurduğu grubun legal organizasyonudur.
f. Nurculuğu Kürtçülük ideolojisi doğrultusunda kullanma noktasında S.DURSUN ile birleşen anılan grup, politik tercihini PKK’dan yana yapması ve bu yönüyle de kabul görmesi bağlamında S.DURSUN grubundan ayrılmakta, hatta daha da öne çıkmaktadır.
g. İçişleri Bakanlığı’nca 13 Ocak 2000 tarihinde anılan vakfın merkez, yurt içi şube ve temsilcilikleri ile bunlara ait iktisadi işletme ve şirketlerin teftişi ile vergi yönünden incelenmesi sonucunda; söz konusu vakfın birimlerinin temelli kapatılması sonucuna varılmıştır. Bunun akabinde anılan grup; Said-i Nursi’nin vasiyeti olduğu iddiasıyla sürdürdüğü Van’daki Medrese-ül Zehra Lisesi inşaatına devlet tarafından el konulmasının önüne geçme arayışlarına yöneldiği belirlenmiştir.
h. Son dönemde İzzettin YILDIRIM Grubu Nur Cemaati tarafından, Kürt kimliğinin ve Said-i Nursi’nin Kürt halkına yönelik mesajlarının yaygınlaşması amacıyla, Nurcu gruplar arasında ayrışımın tam olarak yaşanmadığı Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerine yönelik olarak, Said-i Nursi’nin eserleri arasında yer alan ancak Kürtçü Nurcu gruplar dışında okunmayan “İçtimai Reçeteler” isimli kitabın, tanıtımı ile okunmasına dayalı bir çalışma başlatıldığı tespit edilmiştir.

4.Acz-i Mendi Grubu:

a. Kadiri Tarikatı şeyhlerinden Tayyar ŞAŞMAZ ile Nurculuk akımı liderlerinden Hulusi YAHYAGİL’den etkilenen Müslüm GÜNDÜZ isimli şahıs tarafından 1985 yılında Elazığ ilinde faaliyete geçirilen bir gruptur. Büyük ölçüde Said-i NURSİ’den etkilenmiş olmasına rağmen, halihazırdaki durumu itibarıyla diğer Nurcu gruplardan büyük farklılıklar göstermektedir.
b. Kendilerini bir tarikat olarak kabul etmelerini ve tavırları itibariyle bu görünüm içerisinde bulunmalarına rağmen, Said-i NURSİ’yi de kendilerine rehber edindikleri iddialarından dolayı burada incelenmiştir.
c. Nurculuğun bir tarikat olduğu fikrinden hareketle kendilerini “Acz-i Mendi Tarikatı ( Aciz Kullar Tarikatı )” olarak ifade eden bu hareketin en önemli ve dikkat çekici özelliği, mensuplarının ellerinden bırakmadıkları asa’ları ( sopaları ) ile sarık, şalvar ve cübbeden oluşan giyim tarzlarıdır.
d. Elazığ ili başta olmak üzere çeşitli illerimizde açmış oldukları dergahlarında, Said-i NURSİ’nin eserlerinin ağırlıkta olduğu kitapları okumalarının yanı sıra Kadiri Tarikatı’na ait sesli zikir merasimlerini de görmek mümkündür.
e. Zaman zaman kendilerine has kıyafetlerle değişik illere toplu geziler düzenleyen grup mensupları, bu şekilde hem kamuoyu gündemine girerek tanınmayı, hem de faaliyetlerini diğer illere yaymayı amaç edinmektedirler. Bu hedeflerinde, küçük bir grup olmalarına rağmen belli oranda kamuoyunda kendilerinden söz ettirerek başarılı oldukları da söylenebilir.
f. Bugüne kadar grup elemanları hakkında çok sayıda dava açılmıştır. Bu davalar sonucu son olarak Elazığ, Gaziantep ve İzmir illerindeki dergahları kapatılmıştır. Ancak değişik illerimizde dergah evleri açma teşebbüsleri halen devam etmektedir.
g. Giyim tarzları ve katı tutumları nedeniyle halkımız tarafından kabul görmediği gibi ciddi bir tepkiyle de karşılanan grubun, bu sebeple geniş bir tabana yayılma imkanı bulamadığı gözlenmektedir.
h. Diğer Nurcu gruplar tarafından kabul görmeyen bu grup, aynı zamanda ciddi bir rahatsızlık kaynağı olarak değerlendirilmektedir. Müslüm GÜNDÜZ’ün benimsemiş olduğu tarz ve metodun Said-i NURSİ ile bağdaştırılmasının mümkün olmadığını iddia eden Nurcu kesimler, bu grubun faaliyetlerini ülke insanının huzurunu bozucu ve provakatif nitelikte bulduklarını ifade etmektedirler.
i. Bundan başka Türkiye’nin İslami esaslara göre yönetilmediğinden hareketle, Şer’i esaslara dayalı bir anayasal yapılanma oluşturmak amacına yönelik faaliyet yürüttüklerini ifade eden söz konusu grubun, bu yaklaşımları itibarıyla radikal ve köktenci çözümlere rağbet ettiği gözlenmektedir.
j. Grubun lideri M.GÜNDÜZ’ün sergilediği gayri ahlaki davranışlar nedeniyle grubun dağılma aşamasına geldiği, Malatya, Gaziantep, Kahramanmaraş gibi illerde münferit etkinliklerin dışında grubun faaliyetin bulunmadığı tespit edilmiştir. Tahliye oluşundan bu yana sessiz kalmayı tercih eden Aczi Mendi grubu lideri Müslüm GÜNDÜZ’ün kamuoyunun gündemine çıkmayı günümüz itibariyle uygun bulmadığı, kendisine yönelik halkta oluşan tepkileri ölçmeye çalıştığı, bununla birlikte çevresindeki bazı şahısların ise faaliyetleri tekrar organize etme gayreti içerisinde oldukları gözlenmektedir.

5. Fethullah Gülen Cemaati:

a. Genel

1. Erzurum ili, Pasinler ilçesi, Korucuk köyü nüfusuna kayıtlı 1941 doğumlu Fethullah GÜLEN çeşitli medrese ve yörenin tanınmış din adamlarından almış olduğu derslerle ilk eğitimini tamamlamıştır. Söz konusu şahıs 1958 yılında kazandığı Diyanet İşleri Başkanlığı’nın vaizlik imtihanı sonrasında ise Edirne, Kırklareli, Balıkesir, Manisa, Çanakkale, İzmir gibi illerde çeşitli camilerde vaiz ve imam olarak görevler almıştır
2. Gündelik politikalarla uğraşılmasını doğru bulmayan Fethullah GÜLEN 1970 yılında Nurcu kesimden ayrılarak müstakil hareket etmeye başlamıştır. Asıl gayenin iman hakikatlerinin anlatılması olduğu ve politika ile içli – dışlı olmanın bu gayeye gölge düşürdüğü iddiasıyla, faaliyetlerini daha ziyade öğrenci ve genç kesim üzerinde yoğunlaştırmıştır. Bunun yanı sıra bilhassa kasetlere çekilen vaazlarıyla muhafazakar kesim arasında da tanınmaya başlamıştır.
3. 1971 yılında Nurculuk faaliyetlerinden dolayı hakkında kovuşturma başlatılmışsa da Af Kanunundan istifade ederek davası düşmüştür. 12 Eylül 1980 sonrasında hakkında verilen tutuklama kararı nedeniyle aranmaya başlanılan GÜLEN’in 1986 yılında Burdur’da yakalandığı ve DGM’de verilen takipsizlik kararı sonucu serbest bırakıldığı bilinmektedir.
4. 1989 yılından itibaren İzmir, Ankara, İstanbul illerinde tekrar vaazlar vermeye başlayan GÜLEN’in günümüzde yazmış olduğu çeşitli kitaplarla da faaliyetlerini devam ettirdiği gözlenmektedir. Akyazılılar Vakfı ve Türkiye Öğretmenler Vakfı gibi kuruluşlarla başlayan faaliyetler günümüzde hayata geçirilen çok sayıda dernek ve şirket aracılığıyla çok daha geniş bir yelpazede sürdürülmektedir. Önceleri öğrencileri barındırmak amacıyla açılan evler zamanla yerini yurtlara, daha sonra özel okullar ve üniversite hazırlık dershanelerine bırakmıştır.
5. Eğitim konusundaki çalışmaları kapsamında özel kolejler açmaya başlayan söz konusu cemaat, bu sahadaki başarılarıyla faaliyetlerini yurt dışına da taşıma imkanı bulmuş ve böylece büyük çoğunluğu Orta Asya Cumhuriyetlerinde olmak üzere 68 ülke ve özerk bölgede değişik isimler altında üniversite, lise, ilkokul, anaokulu ile eğitim ve dil merkezi bulunmaktadır.
6. Ülkemiz içerisinde açmış olduğu özel kolejlerin yanı sıra hemen hemen her il’de açılan üniversite hazırlık dershaneleriyle de yoğun bir eğitim faaliyeti içerisinde olduğu gözlenen grubun yurt içinde;
i. 1 Üniversite
ii. 112 Lise
iii. 122 İlköğretim Okulu
iv. 12 Anaokulu
v. 263 Dershane
vi. 639 Yurt açtığı tespit edilmiştir. Keza cemaatin denetimindeki vakıf sayısı 100, dernek sayısı 73, şirket sayısı 473 olarak belirlenmiştir.

7. 1978 yılında yayın hayatına başlayan ve günümüze kadar yayın politikasını değiştirmeyen “Sızıntı” dergisi, bu grubun en eski yayın organıdır. Buna ilave olarak günümüzde çıkartmakta oldukları Zaman Gazetesi, Yeni Ümit ve Aksiyon Dergileri ile ulusal düzeyde yayın yapan Samanyolu Televizyonu ( STV ) ve çeşitli radyo istasyonları da yine bu cemaatin görüşleri doğrultusunda faaliyetlerini sürdürmektedir. Görüldüğü üzere söz konusu cemaat eğitim hizmetlerine vermiş olduğu önem kapsamında faaliyetlerini iletişim alanında da yoğunlaştırmış ve bu alanda da önemli atılımlar yapmıştır.
8. Özellikle toplumun her kesimini kucaklayıcı tarzdaki yaklaşımları nedeniyle dini motifli terör örgütleri ve radikal dini kesimler tarafından çok büyük eleştiri ve hareketlere maruz kalan Fethullah GÜLEN bu kesimler tarafından demokratik ve laik Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni savunuculuğunu yapmakla da suçlanmaktadır.

b. Amacı

1. Fethullah GÜLEN’in amacı; Devletin tüm sistemlerine İslam hükümlerini egemen kılarak, teokratik bir İslam diktatörlüğü kurmaktır. Bu amacına ulaşabilmek için de topluma “ Hoşgörü ve Barış “ mesajları vermeye yönelik ılımlı bir cemaat lideri portresi çizmeye özen göstermektedir.
2. Fethullah GÜLEN hiçbir kuvvet tarafından geri adım atmaya zorlanamayacağı bir duruma ulaştığında Atatürk ilke ve inkılaplarını ortadan kaldırmayı laik, demokratik, sosyal hukuk devletini yıkarak, şeriat esaslarına dayalı bir rejim kurma amacını bu ılımlı görünüm altında gizlemektedir. Çünkü; Fethullah GÜLEN ilk etapta Devlete karşı savaş vererek hedeflerine ulaşmanın yıpratıcı olduğunu tespit ederek, kurulu sisteme ters düşme yerine onunla barışık ama onu içten içe ele geçirici bir politikayı yeğlemektedir. Bu sebeple, birinci hedef olarak; Asker, sivil ve Emniyet teşkilatında örgütlenmek esas alınmıştır.

c. Stratejisi:

Fethullah GÜLEN; şeriat devletine ulaşmayı hedefleyen amacını gerçekleştirmek için aşağıda belirtilen stratejiyi uygulamaktadır.

1. Stratejinin birinci adımında; Devletin bütün kadrolarında ve bürokraside, Milli Eğitim Bakanlığı ve Emniyet Teşkilatında kadrolaşmayı
2. Stratejinin ikinci adımında; bünyesinde bulunan vakıf, okul ve dershanelerde, eğitilmiş gençlerden oluşan bir taban oluşturmayı
3. Stratejinin üçüncü adımında ise; kendisine maddi destek sağlayacak sermayeyi oluşturmayı hedeflemektedir. Yurt dışında Türkiye’de kurulacak İslami devlete, uluslar arası alanda sempatiyle bakacak bir gençlik oluşturmayı ilke olarak benimsemiştir.
4. Bu doğrultuda; Fethullah GÜLEN oluşturduğu öğrenci seçme ekipleriyle semt ve köyleri dolaşarak zeki ve becerikli öğrencilerle irtibat kurmakta bilahare evlerde, dershanelerde ve kamplarda, beyin yıkama metoduyla bu kişileri amaçları doğrultusunda yetiştirmektedir.
5. Fethullahçılar görsel – sözel yayın organlarının propaganda gücünü kabul ederek televizyon, radyo, gazete ve dergi gibi kitle haberleşme araçlarını etkin olarak kullanmaktadırlar.
6. Ayrıca Fethullah GÜLEN; sahip olduğu imkanlarla semavi dinlerin temsilcileriyle başlattığı diyalog vasıtasıyla “Dünya Dinler Birliği” adı altında bir oluşuma zemin hazırlamıştır. Bu oluşumla İslam dininin temsilcisi olma yolunda uluslar arası alanda karşılıklı çıkarlara dayanan bir stratejiyi uygulamaktadır.

ç. Yurt İçi Yapılanması:

Fethullah GÜLEN Cemaati’nin örgütlenme yapısı, devlete alternatif yapılanmanın gerçeğini tüm çıplaklığı ile ortaya koymaktadır. Bu örgütlenme, zirvede Fethullah GÜLEN olmak üzere silsile yolu ile bireye kadar inen bir teşkilatlanmayı kapsamaktadır. Bu yapı;

- Cemaatin başı Fethullah GÜLEN
- “İstişare Kurulu” ya da “Şura” denilen ve 12 kişiden oluşan beyin takımı
- Ülke imamları
- Bölge İmamları
- Şehir İmamları
- Esnafları organize eden imamlar
- Semtlerden sorumlu imamlar
- Ev düzeyinde görevli imamlar
- Bireyleri kontrol eden imamlar
- İlköğretim ve lise düzeyinde öğrencilerle ilgilenen sorumlular
- Dershanelerden sorumlu rehberlerden oluşmaktadır.

d. Yurt Dışı Yapılanması:

F.GÜLEN taraftarlarının yurt dışı teşkilat yapısına bakıldığında dört ana yapılanmanın mevcut olduğu görülmektedir. Bunlar;

- Uzakdoğu ( daha çok Güney Kore, Japonya, Endonezya, Tayland ve Çin’in hedef alındığı görülmektedir )
- Avrupa ( Hollanda, Belçika, İtalya, İngiltere, ve Almanya’da etkin oldukları gözlenmektedir )
- Amerika
- Kafkaslar ve Orta Asya’dır. ( Ağırlık olarak Türk Cumhuriyetleri’nde teşkilatlandığı görülmektedir )

F.GÜLEN’in bu ülkelerdeki faaliyetlerinin daha çok okul ve kültür dernekleri alanlarında gerçekleştirildiği bilinmektedir.

e. Yurt İçi Faaliyetleri

1. F.GÜLEN’in faaliyetleri tüm yurt sathında yaygın bir görünüm arz etmekle birlikte özellikle Samsun – Adana ekseninin batısında kalan illerde ve üniversite çevrelerinde doğuda ise Erzurum’da yoğunlaşmaktadır.
2. F.GÜLEN Cemaati’nin yurt içinde faaliyet gösteren eğitim kurumları, İmam Hatip Liselerinin orta kısımlarının kapatılmasından sonra irticai kesim tarafından rağbet edilen eğitim kurumları haline dönüşmüş 200 civarında vakıf ve şirket tarafından desteklenir hale getirilmiştir.
3. Fethullahçılar örgütlenme ve faaliyetleri ile “ DEVLET İÇİNDE DEVLET” özelliği göstermekte ve özellikle grubun okulları Milli Eğitime alternatif bir anlayışla yönetilmektedir. Söz konusu okullarda görev yapacak öğretmen ve idareciler grubun önde gelenleri tarafından tayin edilmektedir.
4. Fethullah GÜLEN Cemaati’ne ait bazı okul ve dershanelerde kız – erkek öğrencilere gündüz ve yatılı olarak ayrı binalarda eğitim verilmekte böylece yarının kuşakları olan öğrenciler okul çağında siyasal İslamın zihniyeti ile yönlendirilmektedir.
5. Öte yandan günümüzde F.GÜLEN Grubu tarafından dershane kavramının değişik bir boyutta ele alındığı görülmektedir. Nurcu gruplar çok önem verdikleri gençlik kesiminin kazanılması için öğrenci evlerinin aynı zamanda dershane olarak da kullanmaktadırlar. Yetişmiş öğrencilerin sorumlu olduğu evlerde Nurculuk ve diğer dini konularda bilgiler verilmektedir.
6. F.GÜLEN Cemaati tarafından meslek sahibi yetişkinlere ve öğrencilere yönelik olarak açılan ve cemaat hakkında tartışmalara neden olan kampların son dönemde olası tepkiler nedeniyle düzenlenmediği görülmektedir.
7. F.GÜLEN grubu Nurcu kesim ile ilgili olarak dönem içerisinde intikal eden haberlerden anılan kesimin önemli yatırımlar yaptığı batı toplumlarında 11 Eylül saldırıları sonrasında İslamiyet aleyhine oluşan ortam nedeniyle yeniden yurtiçi çalışmaları ön plana çıkaran bir hareket tarzı izleme temayülü içerisinde olduğu izlenimi edinilmiştir.
8. Bu kapsamda; F.GÜLEN’in 11 Eylül tarihinde ABD’de meydana gelen eylemlerin cemaatin faaliyetlerini olumsuz yönde etkileyerek çıkmaza soktuğu değerlendirmesinde bulunarak Türkiye’deki imajın tekrar güçlendirilmesi için yeni stratejilerin oluşturulması bundan böyle hizmet konusunda cemaat aleyhine gelişecek durumlarda hoşgörülü davranılmaması cemaatin gizli bir faaliyet yürütmediği bu nedenle bugüne kadar faaliyetlerde alınan tedbirler nedeniyle hizmetin aksadığı, gazete ve TV’lere taviz verilmemesi ve propaganda faaliyetlerine ağırlıklı olarak yönelmesi yönünde talimat verdiği öğrenilmiştir.
9. Bu bağlamda cemaat tarafından;

 Ekonomik ve siyasi olaylara halkın bakış açısının tespit edilmesi ve değerlendirilmesi amacıyla kısa adı SANAR olan “Samanyolu Araştırma Grubu” adlı bir oluşumu faaliyete geçirildiği
 Türkiye’deki faaliyetlerin yürütülmesi sırasında fazlası ile ön plana çıkan ve deşifre olan cemaat mensuplarının önümüzdeki dönemde özellikle Uzakdoğu ülkelerinde faaliyet gösteren birimlerde görevlendirilmeleri kararlaştırıldığı
 Öğrenci kesiminde taban bulunmasında büyük ölçüde istifade edilen öğrenci yurtlarının peyderpey kapatılması kararı alındığı, kararın alınmasında yurtların çok çabuk deşifre olması devletin ve halkın dikkatini çekmesi ile velilerin çocuklarını yurtlara göndermekten imtina etmesinin etkili olduğu bundan sonra öğrenci evlerine önem verileceği
 Cemaatin geçmiş yıllarda yaz tatilinde gerçekleştirilen okuma kamplarıyla ilgili olarak 28 Şubat sürecinden sonra kamplar üzerindeki denetimlerin artması ve bu tür kampların farklı mütalaalara yol açması nedeniyle bundan böyle uygulanacak tasarruf tedbirleri kapsamında hareket edilerek, yurtlarda kalan öğrencilerin yaz tatili için memleketlerine gönderilmesi yönünde talimat verdiği
 Milli Eğitim Bakanlığı tarafından alınacak 5000 öğretmen için cemaatin denetimindeki dershanelerde çalışan öğretmenlerin müracaatta bulunmalarının kararlaştırıldığı
 İzmir’deki cemaate ait evlerde kalan öğrencilerin 2-3 günlük veya yarıyıl tatilinde memleketlerine giderken beraberinde cemaat mensubu yabancı uyruklu bir öğrenciyi de götürmeye çalışması ve ailesiyle tanıştırması yönünde bir çalışmanın başlatılmasının planlandığı
 Anılan kesim tarafında ilköğretim ve lise gençliğine yönelik yürütülen çalışmalar kapsamında; cemaatin mahalle temsilcileri vasıtasıyla illerde pilot okullar belirleneceği, anılan okullarda sempatizan öğretmen ve velilerin tespit edilmesi okul aile birliklerinde görev almak suretiyle öğrenci ve velilere ulaşılması, cemaate ait yurt ve dershanelerde öğrenim gören öğrencilerin pilot okullara kayıtlarının yaptırılmasının kararlaştırıldığı öğrenilmiştir.

10. Bunun yanı sıra söz konusu cemaatin

 Cemaat şirketlerinin ekonomik anlamda mutlaka dışa açılmalarını ve bunun ihmale gelmemesi gerektiğini, Kombassan’a bu yönde tavsiyelerinin olduğu bir şemsiye gibi Türkiye’nin dışarıdan kuşatılacağını güçlenmek için yabancı ortaklara yer verilmesi
 Üniversitelerde sözleşmeleri yenilenmeyen cemaat mensubu şahısların ivedilikle yurt dışına çıkartılmaları ve anılanların eğitimlerinin söz konusu yerlerde devam ettirilmesinin sağlanması bu şahısların özellikle ABD ve Kanada vatandaşlığına geçirilmesi yönünde çalışmalara hız kazandırılması yönünde çalışmalar yaptığı belirlenmiştir
 Diğer yandan F.GÜLEN grubunun önümüzdeki dönemi yurt içinde de hamle yılı olarak hedeflediği bu kapsamda akademisyen ve üniversite gençliğini cemaatin denetimindeki dergilere abone yapma kampanyası başlatılması ayrıca üniversitelerde “çevre kulüpleri” adı altında yapılanmaya gidilmesi ve ek maddi kaynak arayışlarına yönelmesi doğrultusunda çalışmalar yapılmasının planlandığı tespit edilmiştir.

f. Yan Kuruluşlar ve Destekleyen Sivil Toplum Örgütleri

1. Yayın Organları

- Ağrı Ekspres ( Mahalli ) ( Ağrı )
- Bizim İklim Dergisi ( Mahalli ) ( Amasya )
- Samanyolu Dergisi ( Ankara )
- Ufuk Bülteni ( Ankara )
- İrfan Çocuk Dergisi ( Batman )
- Radyo Şimşek ( Bursa )
- Semaver ( Mahalli ) ( Edirne )
- Medya Gazetesi ( Erzincan )
- Zaman Gazetesi ( İstanbul )
- Bisiklet Çocuk Dergisi ( İstanbul )
- Zirve ( Güven-Der Yayını ) ( İstanbul )
- Aksiyon ( Haftalık ) ( İstanbul )
- Akademik Araştırmalar Dergisi ( İstanbul )
- Avrasya Dergisi ( İstanbul )
- Sızıntı Dergisi ( İzmir )
- Yeni Ümit (İzmir )
- Ekoloji Çevre Dergisi ( 3 Ayda ) ( İzmir )
- Fountain ( 3 Aylık – İngilizce ) ( İzmir )
- Kayseri Zambak Gazetesi ( Haftalık-Mahalli )(Kayseri )
- Hür – Işık ( Mahalli ) ( Manisa )
- Aktif Manisa ( Mahalli- 15 günde bir ) ( Manisa )
- Kasiad Bülteni ( Samsun )
- Vuslat ( Samsun )
- Gökkuşağı Gazetesi (Mahalli-Haftalık) ( Siirt )
- Özel Üftade İlköğretim Okulu Dergisi ( Uşak )
- Özel Üftade Erkek Lisesi Dergisi ( Uşak )
- Uşak Sanayici ve İşadamları Derneği ( USTAD)Dergisi ( Uşak )
- Van Güncel Gazetesi (Haftalık-Mahalli) ( Van )

2. Propaganda Vasıtaları:
a. Televizyonlar

- Samanyolu TV (Ulusal)
- Kanal F TV (Muğla/Fethiye)
- Kanal 21. Yüzyıl TV (Muğla/Fethiye)
- Selam TV (Siirt)
- Merkür TV (Van)

b. Radyolar:

- Dünya Radyo (Ankara)
- Nur FM (Diyarbakır)
- Burç FM (İstanbul)
- Samanyolu FM (İzmir)
- Tempo FM (Manisa)
- Radyo Likya (Muğla/Fethiye)
- Doğuş FM (Muğla)
- Filiz FM (Muş)
- Esra FM (Van)

Radyo Kanalları bu cemaatin basın – yayın faaliyetlerine verdiği önemi gösterdiği kadar, bu alanda ne denli etkin bir güce sahip olduklarını da gösterrnektedir.

Ayrıca;

- Toplantılar (Dershaneler, yurtlar, özel okullar, vakıflar, evler, özel hastaneler, özel şirketler)
- Video kasetler
- Muhtelif dönemlerde yapılan kamp çalışmaları propaganda maksatlı olarak kullanılmaktadır.

g. Yabancı Ülkelerdeki Faaliyetleri ve bu Ülkelerin Örgüte Verdiği Destek;

F.GÜLEN Grubunun son dönemde özellikle Kafkaslar ve Orta Asya’daki Türk Cumhuriyetleri ve özerk bölgeler ile ABD’de faaliyetlerinin yoğunlaştığı gözlenmektedir. Bu meyanda cemaat tarafından;

Türkiye’de yüksek öğrenim görecek bir öğrencinin masrafı ile Türk Cumhuriyetlerinde 7-8 öğrencinin öğrenim görmesinin mümkün olduğu yönündeki tespitten hareketle, yurt dışında özellikle Türk Cumhuriyetleri’nde bulunan okullarından mezun olan öğrencilerin, yüksek eğitimleri için bulundukları ülkeleri tercih etmeleri amacıyla bir yönlendirme başlatma,

Türkiye’de öğrenim görmekte ısrarcı olan öğrencilerin ise anılan cemaatin yurt dışındaki okullarının öğretmen ihtiyaçlarını karşılamak maksadıyla üniversitelerin Türk Dili ve Edebiyatı bölümlerini seçmeleri doğrultusunda yönlendirilmesi kararı alındığı öğrenilmiştir.

Bunun yanı sıra F.GÜLEN cemaatinin Rusya ve Orta Asya’daki faaliyetleri önceden destek görürken Çeçenistan olayları nedeniyle İslami hareketlere karşı artan duyarlılık bağlamında son dönemde kontrol ve engellemelerde artış olduğu gözlenmektedir.

Ayrıca cemaat tarafından Orta Asya ülkelerine yönelik ekonomik yatırımlara önem verildiği bu çerçevede maddi sıkıntı çeken cemaat dışındaki tekstil işletmelerinin satın alınarak işletmelerde bulunan makinelerin cemaate ait şirketler kanalıyla Orta Asya ülkelerine gönderilmesinin planlandığı öğrenilmiştir.

Bu bağlamda söz konusu cemaatin yurt dışı faaliyetleri ülke bazında incelendiğinde;

1. Romanya

Fethullah Gülen Cemaati’nin Romanya’daki eğitim faaliyetleri; “Işık-Eğitim Kurumları” vasıtasıyla yürütülmektedir. Ülkede cemaate ait; 2 lise 1 ilkokul 1 anaokulu ve 1 dil okulu bulunmaktadır. Ayrıca ülkede cemaat tarafından 15 günde bir “Zaman-Romania” adı altında bir gazete çıkartılmaktadır.

2. Bosna Hersek

Fethullah Gülen cemaati’nin ülkedeki eğitim faaliyetleri “Sema Eğitim Vakfı” tarafından yürütülmektedir. Ülkede cemaate ait 3 lise bulunmaktadır.

3. Rusya

F.GÜLEN taraftarlarının Rusya’daki üniversitelerde 6 Türkçe Bölümü, 3 lise, 1 eğitim ve dil merkezi bulunmaktadır.

4. Gürcistan

F.GÜLEN cemaati’nin Gürcistan’daki eğitim faaliyetleri; “Çağlar A.Ş ve Mars A.Ş” tarafından yürütülmektedir. Cemaatin ülkede; 1 üniversite, 3 kolej ve 1 dil merkezi bulunmaktadır.

5. Azerbaycan ve Nahçıvan

F.Gülen cemaatinin ülkedeki faaliyetleri daha çok okul ve kültür dernekleri şeklinde görülmektedir. Cemaatin ülkede 1 üniversite, 12 lise (3’ü Nahçıvan’da) 1 ilkokul bulunmaktadır. Ülkedeki eğitim faaliyetleri Çağ Öğretim A.Ş tarafından yürütülmektedir. Cemaatin Azerbaycan’da birbiri ile bağlantılı faaliyet gösteren 1 TV (Samanyolu TV), 1 Radyo istasyonu (Burç FM) ve bir günlük gazetesi (Zaman Gazetesi) mevcuttur. Anılan grubun son dönemde; ilk ve orta öğretim öğrencilerinin yaz tatili dönemlerinde faydalanmaları amacıyla, ilk kez Latin harfleriyle Azeri dilinde basılmış iki kitabın yayımlandığı tespit edilmiştir. Ayrıca Azerbaycan’da faaliyet gösteren Kafkas Üniversitesi yönetiminin yeni bir üniversite kampüsü için çalışma başlattığı söz konusu çalışmanın yaklaşık 2 yıl içerisinde tamamlanmasının planlandığı istihbar olunmuştur.

6. Kazakistan

Fethullah Gülen Cemaati’nin Kazakistan’daki eğitim faaliyetleri hali hazırda; 1 üniversite, 27 lise, 1 ilkokul ve 1 dil okulunda sürdürülmektedir.

7. Kırgızistan

Fethullah Gülen cemaatinin Kırgızistan’daki eğitim faaliyetleri “Sebat A.Ş” tarafından yürütülmektedir. Ülkede cemaate ait; 1 üniversite, 11 lise ve 1 dil okulu bulunmaktadır. Ayrıca cemaat tarafından Kırgızca/Türkçe dillerinde haftalık olarak Zaman Gazetesi çıkartılmaktadır. Ayrıca Kırgızistan’da Sebat Eğitim Hizmetleri A.Ş tarafından anılan firmaya ait okullardaki eğitim durumu hakkında yayımlanan bir raporda;
a) Kırgızistan’da 13 eğitim kurumu ile hizmet verildiği
b) Okullarda toplam 329 öğretmen, 3025 öğrenci ve 310 yardımcı personelin bulunduğu
c) Okullara 2001-2002 öğretim yılı için 52 bin 863 öğrencinin müracaat ettiği bu öğrencilerden 800’ünün önümüzdeki yıl okula kabul edileceği
d) Okullarda uygulanan tüm programların Kırgız Cumhuriyeti Milli Eğitim Bakanlığı tarafından onaylandığı
e) Okullardan şimdiye kadar 1228 öğrencinin mezun olduğu bunlardan 550’sinin TCS ve YOS sınavını kazanarak eğitim görmek üzere Türkiye’ye gittikleri hususlarına yer verildiği tespit edilmiştir

8. Özbekistan

Fethullah Gülen Cemaatinin Özbekistan’daki eğitim faaliyetleri “Silm A.Ş” tarafından yürütülmektedir. Ülkede cemaate ait; 10 lise bulunmaktadır.

9. Türkmenistan

F.GÜLEN cemaatinin Türkmenistan’daki eğitim faaliyetleri “Başkent Eğitim A.Ş” tarafından yürütülmektedir. Ülkede cemaate ait; 1 üniversite, 13 lise, 1 ilköğretim okulu ve 1 eğitim ve dil merkezi bulunmaktadır. Ayrıca ülkede Başkent Eğitim A.Ş’ne ait “Uluslar arası Türk-Türkmen Üniversitesi’nde “Bülten Press” isimli bir dergi çıkarılmaktadır. F.GÜLEN cemaati tarafından çıkartılan “Fountain” isimli dergi ücretsiz olarak dağıtılmaktadır.

10. Afganistan

F.GÜLEN cemaatinin Afganistan’daki eğitim faaliyetleri “Pak-Türk Uluslar arası Çağ eğitim Vakfı” tarafından yürütülmektedir. Ülkede cemaate ait 7 lise bulunmaktadır. Ancak 2002 Şubat ayı içerisinde cemaate ait okulların Pan-Türkizme hizmet ettiği gerekçesiyle Taliban yönetimiyle ters düştüğü bu çerçevede Afgan Eğitim Bakanlığı’nın anılan okul yöneticilerinden ülkeyi terk etmelerini istediği öğrenilmiştir. Bunun üzerine cemaat yönetimi Afganistan’daki eğitim faaliyetlerini durdurarak ülkeyi terk etmiştir.

Bilindiği üzere 11 Eylül 2001 tarihinde ABD’ne yapılan terör saldırısı sonrasında ABD tarafından Afganistan’a yönelik hareket başlatılmıştır. Harekatın hitamında Fethullah GÜLEN cemaati üst düzey mensuplarının Afganistan’daki hizmet faaliyetlerinin tekrar başlatılması ve yeniden yapılandırılmasıyla ilgili istişarelerde bulunmak amacıyla Aralık 2001 ikinci haftası içersinde ABD’ye gittikleri belirlenmiştir. Bilahare söz konusu cemaatin Afganistan’daki okulların Mart 2002 ayında yeniden açılmalarını sağlayacak bir protokol imzaladığı, protokolün ülkelerin değişik bölgelerinde yeni okulların açılmasını da içerdiği öğrenilmiştir. Ayrıca Afganistan’ın eğitim ihtiyacının karşılanmasında önemli rol üstlenmek emelinde olan F.GÜLEN’in Türkiye’deki her il cemaatinin bir Afgan şehrindeki eğitim faaliyetini finanse edecek şekilde organize olmasını istediği ve bu ülkenin yeniden yapılanması için verilmesi beklenen ABD yardımlarından faydalanmayı umduğu da istihbar olunmuştur.

11. Kamboçya

Ülkede söz konusu cemaate ait halen 1 lise bulunmaktadır. Ayrıca ülkede halen inşası devam eden cemaate ait diğer okulun inşaat giderlerinin karşılanması içn kaynak temini çalışmalarının sürdürüldüğü öğrenilmiştir.

12. Arnavutluk

F.GÜLEN cemaatinin Arnavutluk’taki eğitim faaliyetleri Gülistan Şirketi tarafından yürütülmektedir. Ülkede anılan cemaate ait 5 lise bulunmaktadır. Ülkede anılan cemaate ait 5 lise bulunmaktadır. Ayrıca Kosova’da cemaate ait 1 lise bulunmaktadır. Bunun yanı sıra F.GÜLEN cemaatinin Arnavutluk’taki uzantısı olan Gülistan Şirketi’nin “Kosova Ufuk Vakfı” adı altında bir yardım örgütü kurduğu ve Mart 2001 ayı içerisinde Birleşmiş Milletler Kosova Geçici Yönetimi makamlarına başvurarak bahse konu kuruluşu “NGO” statüsünde tescil ettirdiği belirlenmiştir.

13. ABD

F.GÜLEN grubu nurcularca ABD ile iş yapmak ve yerleşmek isteyen Türkiye’deki mensuplarına ekonomik, sosyal ve hukuki açıdan danışmanlık yapmak üzere Washington’da “Truestar Consulting Co.” İsimli bir danışmanlık şirketi kurulduğu ABD’nin 7 ayrı eyaletinde faaliyet gösteren şirketin; cemaat mensuplarının ABD’ne göç etmelerini teşvik etmek amacıyla zaman zaman Türkiye’de seminerler düzenlediği tespit edilmiştir.
F.GÜLEN’in cemaatin ABD’deki faaliyetlerine ilişkin yaptığı açıklamada; ABD’deki yurt ve okullardaki öğrenci sayısının hızla arttığını, öğrenci velileri ve ABD’li iş adamlarının cemaat çalışmalarına ilgi ve maddi katkılarının çoğaldığını ifade ettiği öğrenilmiştir. Buna paralel olarak F.GÜLEN’in talimatı çerçevesinde 2001 yılı sonunda ABD’de bir kolej inşaatının başlatılacağı öğrenilmiştir. 2002 – 2003 eğitim yılında açılması planlanan kolejin tüm giderlerinin bu ülkede yaşayan cemaat mensuplarınca karşılanacağı ifade edilmektedir. Halen ülkede cemaate ait 1 üniversite ve 3 lise bulunmaktadır.
Bunun yanı sıra halen ABD’de ikamet eden F.GÜLEN’in Ocak 2002 ayı itibariyle irtibat kanalı olarak yeni oluşturulan www.herkul.org adlı web sayfasını kullandığı ve özellikle dini konularda yaptığı sohbetlerin günlük ve periyodik olarak anılan siteye aktarıldığı tespit edilmiştir. Diğer taraftan F.GÜLEN’in cemaatinin ABD’deki yapılanmasında kullanmak için Türkiye’den 1.5 milyon dolar talep ettiği bu meblağın il cemaatleri tarafından toplanmakta olduğuna dair bilgilerde alınmıştır.

14. Kanada

Cemaat üst yönetimince üniversite mezunu cemaat mensuplarının Kanada’ya yerleşmeleri hususunda 2001 yılından itibaren yapılan telkinler sonucu Ottowa’da yeterli sayıya ulaşıldığı bundan sonra Kanada’ya gidecek olan cemaat mensuplarından Montreal ve Toronto’ya yerleşmelerinin istendiği öğrenilmiştir.

15. Hong Kong

Cemaatin 1999 yılı içerisinde ticari faaliyet yürütülmesi amacıyla çalışmalara başladığı Hong Kong’ta günümüz itibariyle 3 şirketin faaliyet gösterdiği belirlenmiştir.

16. Tanzanya

Ülkede Işık Eğitim ve Sağlık Vakfı bünyesinde 1 lise faaliyet göstermektedir. Söz konusu okulun bu yıl ilk mezunlarını vereceği öğrenilmiştir. Ayrıca cemaat tarafından yapılacak yeni okul için Tanzanya Hükümetinin arsa tahsisinde bulunduğu ülkede sağlık konusunda da yatırım yapmak için görüşmelere devam edildiği, yapılacak yatırımla İzmir’de cemaate ait Şifa Hastanesi ile işbirliğine gidileceği Tanzanya’nın kültürü, coğrafyası ve yatırım yapılacak iş kolları konusunda vakıf olarak 2 kitapçık hazırlandığı, bu kitapçıkların Tanzanya’da yatırım yapmak isteyen cemaat mensuplarına dağıtıldığı öğrenilmiştir.

17. Suriye

Ülkede yasal düzenlemelerin yapılması sonrasında; Şam, Lazkiye ve Halep şehirlerinde özel okul açma çalışmalarının başlatıldığı belirlenmiştir.

18. Macaristan

Ülkede cemaate ait 1 anaokulu, 1 eğitim ve dil merkezi bulunmaktadır. Ayrıca ülkede yaşayan ve aralarında Fethullah GÜLEN cemaati mensuplarının yer aldığı şahıslarca İslam dininin Macaristan’da geniş kitlelere tanıtılması ve Türk vatandaşların sorunlarının çözülmesine yardımcı olunması amacıyla “Tolerans Vakfı” adlı bir vakfın kurulacağı öğrenilmiştir.

19. Kuzey Irak

Fethullah Gülen cemaatinin Irak’ın kuzeyinde halen 3 lise ve 1 dil ve eğitim merkezi bulunmaktadır. Ayrıca elde edilen bilgilerden; cemaat tarafından Irak kuzeyi Erbil ve Süleymaniye’de başlatılan yurt ve okul inşaatlarının tamamlandığı ilköğretim ve lise düzeyinde eğitim verilecek olan okullara öğrenci arayışlarının başlatıldığı öğrenilmiştir.

20. Makedonya

Ülkede cemaate ait 1 lise ve 1 ilkokul bulunmaktadır. Bunun yanı sıra Makedonya’daki cemaat mensubu şahısların ortama göre dini konulardan ve F.GÜLEN’in görüşlerinden bahsedildiği ev toplantıları tertiplemeye başladıkları, toplantılara katılan şahıslara maddi ve siyasi kapasiteleri çerçevesinde F.GÜLEN grubuna ait Türkiye’deki kuruluşlara iş bağlantıları kurma imkanı sağlandığı öğrenilmiştir.

21. Polonya

F.GÜLEN Nurcu grubu tarafından Polonya’da Mayıs 2002 ayı itibariyle bir okulun faaliyete geçirilmesinin planlandığı tespit edilmiştir. Söz konusu okul anılan kesimin Avrupa’da Danimarka’dan sonra açtığı ikinci okul olmasına karşılık tamamen yabancı topluma hitap edecek ilk okul olması nedeniyle önem kazanmaktadır.

Ayrıca cemaatin;

- Almanya’da 1 anaokulu
- Avustralya’da 4 lise
- Avusturya’da 2 eğitim ve dil merkezi
- Bangladeş’te 1 lise
- Başkurdistan’da 3 lise
- Belçika’da 1 eğitim ve dil merkezi
- Bulgaristan’da 1 lise
- Çeçenistan’da 1 lise
- Çin’de 17 lise
- Çuvaşistan’da 1 lise
- D.Sibirya’da 1 fakülte, 4 lise, 1 eğitim ve dil merkezi
- Dağıstan’da 1 üniversite, 2 lise
- Danimarka’da 1 lise
- Endonezya’da 2 lise
- Fas’ta 1 lise
- Filipinler’de 2 lise
- Fransa’da 2 eğitim ve dil merkezi
- G.Afrika’da 1 lise, 1 eğitim ve dil merkezi
- G.Kore’de eğitim ve dil merkezi
- Hindistan’da 1 eğitim ve dil merkezi
- İsveç’te 1 eğitim ve dil merkezi
- İsviçre’de eğitim ve dil merkezi
- Karaçay/Çerkez’de 1 lise
- KKTC’nde 2 eğitim ve dil merkezi
- Kırım’da 2 lise
- Mısır’da eğitim ve dil merkezi
- Moğolistan’da 5 lise
- Moldova’da 2 lise, 1 ilkokul
- Nijerya’da 1 lise
- Pakistan’da 1 lise
- Sudan’da 1 lise, 1 eğitim ve dil merkezi
- Tacikistan’da 6 lise, 1 eğitim ve dil merkezi
- Tataristan’da 6 lise
- Tayland’da 1 lise
- Tayvan’da 1 eğitim ve dil merkezi
- Ukrayna’da 1 lise
- Vietnam’da 1 lise
- Yemen’de 1 lise açtığı tespit edilmiştir.

Bu arada Burma, Çad, Gana, Hollanda, İngiltere, İtalya, Mısır, Senegal, Cezayir ve Yunanistan’da da eğitim tesisi açılması yönünde girişimleri olduğu ayrıca Alman Hükümetinin 2002 yılından itibaren her yıl 500.000 yabancıyı Alman vatandaşlığına kabul etmek yönündeki çalışmalarını cemaatin Almanya’da zayıf yapılanmasını güçlendirmek için fırsat gördüğü ve konunun detayları üzerine araştırma yaptırdığı öğrenilmiştir.

h. Değerlendirme

1. Günümüzde altı grup halinde faaliyetlerini yürüten Nurcu gruplardan Yeni Asya, Şura Grubu ve Mehmet KURDOĞLU Grubunun diğer gruplara göre daha az aktif bir çalışma sürdürdükleri gözlenmektedir. Nurcu kesim içinde küçük bir grubu oluşturan Med-Zehra Grubu elemanlarının Kürt kökenli oluşu ve Kürt Milliyetçiliğini savunması sebebiyle önem arz etmektedir.
2. Nurculuğun diğer bir bölümü olan Aczimendi Grubu ise radikal katı tutumlarıyla son dönemde dikkat çekmesine rağmen hiçbir önemi ve etkinliği olmayan bir gruptur.
3. Nurculuk faaliyetlerinin asıl önemli olan grubu Fethullah GÜLEN grubudur. Uzun süredir sistemli bir çalışma ile grubunu güçlendiren ve genişleten Fethullah GÜLEN faaliyetlerine çok geniş bir yelpazede devam etmektedir.

4. Sonuç olarak önümüzdeki dönemde;

a. Nurcu cemaatler içinde bulunan grupların tamamının F.GÜLEN grubu içinde eriyeceği ve bu grubun da söz konusu kişi hakkında açılan davaya rağmen yakın gelecekte Türk siyasal hayatında en önemli irticai grup olma özelliğini artan oranda sürdüreceği
b. Türkiye’nin sosyal, siyasal ve ekonomik koşullarının bozulmasına paralel olarak söz konusu cemaatin etkinliğini arttıracağı değerlendirilmektedir…

http://www.nurettinveren.net

Kutup Yıldızı Locası Üyeleri

Mason’un anlamı duvarcı ustasıymış. Koca bir yalan!.. Masonlar, duvarcı ustalarını bırakın Mason Localarına girmelerini kapısının önünden bile geçirtmiyorlardı. Buralarda genelde ülkenin kaymak tabakasına mensup insanlar kümeleniyor, TV ekranlarında keçi kanı içerken görüntüleri yayınlanırken, insanlarımızın iliğine kemiğine kadar sömürüyorlardı.

Eğitimin paralı hale gelerek en güzel okullarda haramzade para babalarının çocuklarının okutulması, hastanelerin beş yıldızlı otellerden pahalı bir durumda olması haramzadelerin burada Kırallar gibi ağırlanıp tedavilerini olurken fakir halkın kapılarda rehin kalması, adaletin terazisinin parası çok olan için ağır basması, yağma, talan, soygun ve vurgunların bu denli artmasının ardında mason localarında bir avuç Yahudi hizmetkârlarının marifetleri olarak karşımıza çıkıyordu.

Tabi ki Mason localarına safiyane duygularla girenleri tenzih ediyoruz. Bunların da gerçekleri bir an önce görmeleri için bu yazıyı kaleme alıyoruz. Yoksa Localarda üye olan, görev alan herkesi hain olarak nitelemek ne haddimize. Ol nedenle bu ayrımı yapamadığımız için buralara kayıtlı herkesin kimliğini kurunun yanında yaşında yanması misalinde olduğu gibi deşifre etmek zorunda kalıyoruz.

Mason yayınlarına göre bunların kuruluşu Haçlı seferleri sırasında gerçekleşiyordu. İlk önce Tapınak Şövalyeleri ya da İsa’nın fakir askerleri adını alan bu örgüt. Müslümanlar arasından bilgi sızdırmak onları tuzağa düşürmek amacıyla kurulmuştu. Bunları ben söylemiyorum, Masonların Mimar Sinan adlı dergilerinde yazılı. Müslümanlar faaliyetlerini anlamsın diye şifreli bir dil kullanmaları, ketumiyetleri ve gizlilik prensipleri de buradan geliyor.

Masonluk yeryüzündeki en gizli yapılanmaların arsında yer alıyordu. Öyle ki bazı durumlarda karısı kocasının, kocası karısının mason olduğundan habersiz yaşıyordu. Bunun en bariz örneği Türkiye’de son derece önemli bir kurumun başına getirilme teklifi yapılan bir insan bunu karısı ile paylaşıyordu. Karısı hemen mason localarına haber veriyor, ardından karısının yağlarını aldırdığı mason ve bir arkadaşı kendisine gelerek “bu kuruma girmek için mason olman gerekiyor, aksi halde buraya adım atamazsın” diyorlardı.

Mason olmayacağını nedenleriyle her yerde açıklayan bu insan bir gün kahpece bir saldırı sonucu öldürülür. Karısı cenazesine kuaförden gelerek katılır. Ölümünün onuncu gününde masonluğuna yakışır bir şekilde gece kulübüne gider. Bir ay sonra Uludağ’a eğlenmeye giderken, ardından Amerika’ya ve sonra Avusturya’ya seyahatler düzenler. Bu kadının mason olduğunu bilmeyen saf bir genç de, kendisine sürekli mason olması için teklif yapan öğretim görevlisini kendine şikâyet eder, yardım ister. Kadının cevabı karşısında ise adeta donar; “masonluk benim özgürlüğümü kısıtlamadı. Masonluk bana çok şey kazandırdı. Sen de mason ol” der.

Kendisinin mason olduğu kocasınca bilinmeyen dişi mason önüne gelene mezar soyguncusu iftirası atar, kendinin ne olduğunu görmezden gelerek!

Bu ülke insanları Yahudi dükkânındaki Besmele’lerle hep kandırıldı. Bir hikâye var bilirsiniz. Yahudi dükkânlarında süslü püslü çerçevelerde “Besmele” yazısı bulunur. Dükkân sahipleri ise sakallıdır. Benim saf vatandaşım, bir o besmeleye bakar bir de tüccarın sakallarına… Tamam der, mümin kardeşimi buldum ve alışverişini buradan yapar, parasını kaptırdığından habersiz mesut bahtiyar evinin, işyerinin yolunu tutar. Bunlar gün gelir sakal bırakırlar gün gelir yönetimlerini Mason ve Yahudilerle doldururlar, sonra da “yeşil sermaye neymiş” türünden açıklamalarda bulunurlar…

Adamın karısı Yahudi. Ama elinden tutup, kapı kapı gezdirip, “Benim karım Arap” diyordu. Hep kandırılan Türk Milleti oluyordu.

Masonlar büyük bir kısmı kendilerinden olmayanlara yaşam hakkı da tanımıyorlar, her şey Masonlar için parolasını kullanıyorlardı. Kurdukları “Nafaka” adlı örgüt yapılanmasında iş bulmadan ihalelere kadar hep masonların söz sahibi olmaları gerektiğini belirttikleri gibi bu düşüncelerini de gerçekleştiriyorlardı. Maillerinde inanılmaz bilgiler yer alıyordu. Mason biraderlerinin eşlerini kandırmaktan, iş takipçiliğine, ihale kapmaya kadar her çeşit yazışmalara rastlanıyordu. Topuktan vurmadan her türlü şişlemeye kadar… İşsiz kalan Mason bir mail atıyor, iki dakika içinde Masonların hâkimiyetindeki onlarca iş yeri ona kucak açıyordu. Masonların e-mailleri başlığından bunlar da yazılacaktır.

Masonlar; çeşit çeşit, boy boy, Milli Görüşçüler, Liberaller, Sosyal Demokratlar, Demokratik Solcular, PKK’lılar, Sanayiciler, Peygamber soyundan geldiğini anlatan Süryaniler, Askerler, Prof’lar, Gümrükçüler, Mimar ve Mühendisler, Diplomatlar, Hariciyeciler, Müslüman olduğunu söyleyen Ülker bünyesinde yer alanlar; İmamlar, Müezzinler, Avukatlar, Hâkimler, Savcılar, Emniyetçiler, Mitçiler, Sözde Atatürkçüler, Fetullahçılar, Nakşîler, Nurcular, Nursuzlar, Süleymancılar, Gazeteciler, Yazarlar, TV’ciler, Dergiciler içersinde yer alan Masonlar… AB’ciler, AB karşıtları, Çağdaş Eğitimciler, Çağdaş olmayanlar hepsinin içinde vatan sevgisi ile bulunanların yanında Coca Cola’nın içindeki böcekler gibi kansere yol açanlar da yer alıyordu. Hepsi birden, 32 kısım tekmili birden…

Hür ve Kabul edilmiş Büyük Mason Locasına bağlı, Kutup Yıldızı Locasından başlayarak ülkemizdeki mason biraderleri tanıyalım. Gün ve gün diğer locaları da tanıyacağız. 79 Patent No ile 9.6.1988 yılında kurulan Kutup Yıldızı’nın kurucuları şu isimlerden oluşuyordu:

Hurşit Tamkan

Burhan Apaydın

M. Asım Acar

Can Pulak

Aydın Sefa Akay

Orhan Gazi Vural

O. Zafer Kültürlü

Veysel Baştürk

Önumut Akıner

Ahmet Çakıroğlu

Şekip Kantarcı

A. Korhan Doğu

Hüseyin Engin

Melih Ayraçman

Ümit Esi

Engin Ümit Uzmen

Hüseyin Ünel

Muvaffak Sipahioğlu

Y. Haluk Üçkarışoğlu

Yavuz Erbaş

Kazım Bektaşer

Ercan Çitlioğlu

Ayhan Sefa Akay

Zekeriya Sır

Ahmet H. Batırbaygil

Ali Ersöz

F. Levent Aktuna

Bozkurt Süral

Güneri Ünal

Eren İnal

Kutup Yıldızı Locasında Üstad’lık yapan bazı isimlerde şöyle sıralanıyordu:

Ahmet Çakıroğlu, Şekip Kantarcı, Aydın Sefa Akay, Ahmet Hilmi Batırbaygil, Ömer Faruk Köprülü, Kazım Bektaşer, Ümit Esi, Tevfik Küçükpınar…

Kutup Yıldızı Muhteremlerini Kan Gruplarına göre tanıyalım:

0 Rh (+)’ler:

Hüseyin Engin, Ümit Esi, Eren İnal, Mehmet Ali Su, Kemal Uzgören, Faruk Köprülü, Önder Başaçar, Osman Köseoğlu, Selçuk Kazan, Ümit Zaim Özkefeli, Haluk Altınışık, Özkan Ersel, Ali Tuncay, Uğur Baysal, Ekrem Şenyuva, Faruk Var, Naki Selmanpakoğlu…

0 Rh (-)’ler;

Aydın Sefa Akay, Teoman Bilgiç, Nuri Kale, Haluk Alagöl…

Kan grupları belli olmayanlar:

Funda Akkerman, Haldun Güner, Fatih Ağalar, Bülent Tıraş…

A Rh (+)’ler:

Orhan Gazi Vural, Şekip Kantarcı, Engin Uzmen, Hüseyin Ünel, Muvaffak Sipahioğlu, Haluk Üçkarışoğlu, Kazım Bektaş’er, Ayhan Safa Akay, Sururi Bingöl, Tevfik Küçükpınar, Turan Alkan, Metin Ogan, Rumi Doğay, Nail İnel, Mustafa Tataroğlu, Behçet Kamoy, Vedat Alver, Birol Tekgil, Fuat Tanlay, Erhan Bingöl, Sabri Bolışık, Erkan Şahmalı, Ünal Erdal, Ali Karaduman, Cüneyt Akova, Şibay Tuğsavul, Güner Aykan…

B Rh (+)

Güneri Ünal, Mustafa Ertem, Bülent Demirbaş, Fikri Şişmanoğlu, Aydın Dalgıç, Haluk Yeğenoğlu…

AB Rh (+)

Hilmi Batırbaygil, Orhan Aras, Fatih Atalay, Hüseyin Ekmekçioğlu…


R.T.E.'yi Yahudiler Hazırladı

İsrail Dışişleri Bakanlığı Eski Müsteşarı Alon Liel’le yapılan bir ropörtajın tam metni…

-Demo-İslam: Türkiye’nin Yeni Yüzü” adlı bir kitap hazırladınız. Bugünlerde İsrail İbranice
yayınlanacak kitabın konusu AK Parti iktidarı ve AK Parti’yi iktidara taşıyan süreç

Tayyip Erdoğan, 8 yıldır ilgi alanımdaydı. 2 yıla yakın kitap üzerinde çalıştım.

-Erdoğan’da neydi dikkatinizi çeken?

25 yıldan beri modern Türkiye konusunda çalışıyorum. Türkiye’ye ilk kez diplomat olarak 1977′de geldim. Atatürk ve Kemalizm konusunda çok çalıştım. Atatürk’ün çok popüler olduğunu gördüm. Ancak Kemalizm o kadar değildi. Gittiğim her yerde Atatürk vardı, ama Kemallizm sorunluydu. Dindar halk kendini Kemalizm ile tarif etmekte güçlük çekiyordu..
Kemalizm, ‘laik fundamentalizmi’ gibi bir şey oldu. 21. yüzyıla girerken Kemalizmin kendini güncellemesi gerekiyordu. Ben Erdoğan’ın kendini Kemalizmle tanımlayamayan halkı merkeze taşıdığını görüyorum. Bu Türk demokrasisi için olumlu bir gelişme.

-Erdoğan’ı, zaferinden önce çalışmaya başlamanız bir Yahudi öngörüsü mü?

Son beş yıl içinde kamuoyu araştırmalarında ön sırada yer alıyordu. 3 Kasım’dan zaferle çıkması sürpriz olmayacaktı. Bu iktidar değişiminin, eskilerinden çok farklı olacağını düşünüyordum. İktidarın, DYP’den ANAP’a geçmesi değildi. Bu, hemen hemen bir devrimdi, bir ideolojik değişimdi. AK Parti sadece yeni bir parti değil, yeni bir ideolojidir.

-Türkiye’de ‘Erdoğan olgusu uzun süre kuşkuyla karşılandı.

Birçok insan Erdoğan’ın yaptıklarının bir taktik olduğunu, takiyye yaptığını düşünüyordu. Ancak ben Atatürk ile Kemalizm arasındaki mesafenin giderek açıldığını gördüm. Kemalizmin bu haliyle Türkiye’yi AB’ye taşıyamayan bir ideoloji özelliği gösteriyordu. Özellikle demokrasi, askerin siyasetteki rolü ve insan hakları konusunda kendini güncellemesi gerekiyordu. Ben Erdoğan’ın Kemalizmi güncelleştirecek kabiliyete sahip olduğunu düşünüyorum. Bu potansiyeli “Erdoğanizm” olarak tanımladım.

-Erdoğan’ı iktidara taşıyan süreçte Yahudi Lobisinin etkisinin olduğu iddia edilmişti. Sizin
Erdoğan’la ilgilenmiş olma sebebiniz, bu süreci önceden biliyor olmanız m?

ABD’nin Erdoğan’a olumlu bir tavırla yaklaştığını da gördük. Türk halkı istediğini değiştirebiliyor, gelinen noktayı beğenmiyorsunuz ve bunun sonucu siyaseti yeniliyorsunuz. Bu nedenle New York Times, Washington Post, ona bir şans verdi. Demokrasiye inanan kişilerin Erdoğan’ın zaferi konusunda hararetli olacaklarını düşünmüyordum. Çünkü bu gerçek bir zaferdi. Ben bunun Yahudilerle ilgili veya başka bir mesele olduğunu düşünmüyorum. Türkiye’deki Yahudilerin yüzde 90′ı İstanbul’da yaşıyor. Erdoğan, İstanbul belediye başkanı idi. Yahudi Cemaati lideri Bensiyon Pinto’nun Erdoğan ile görüştüğünü biliyorum. Erdoğan ile Yahudi Cemaati arasında iyi bir temas vardı. Fakat 20 bin nüfuslu bir Yahudi cemaati, 70 milyonluk bir ülkede siyasi açıdan büyük rol oynayamaz. Bu karar, Türk halkının, sadece yeni bir siyasetçi değil, yeni bir ideoloji getirme
eylemidir.

-Nedir Erdoğan’ın büyük değişimi?

Gül ve Erdoğan Fazilet’in ılımlı yarısını alarak yeni bir parti kurdular, oyların üçte birini aldılar. Türk halkı böyle bir çıkışı, ılımlı İslamı bekliyordu. Erdoğan ve Gül, ılımlı İslami görüşle çıkagelince halk bu projenin üzerine atladı.

-Erdoğan’ın iktidara yürüyeceğinden nasıl emin oldunuz? Bir çok kişi Başbakanlığın
Erdoğan’a asla bırakılmayacağını savunuyordu.

Ordunun Erdoğan’ı durdurmayacağından emindim. Evet ordu, demokrasiyi ve laikliği koruma konusunda kararlıydı ve hala da öyle; ancak şundan da emindim k,i Türk ordusu Türkiye’nin Batı’nın bir parçası olma şansını heba etmek istemez. Erdoğan’a karşı şiddetli bir tavır sergilemeleri halinde, bunun Türkiye’nin AB’ye giriş şansını kaçırması anlamına geldiğini biliyorlardı..

-Neden Türkiye, neden Erdoğan?

1981-1984 arası Ankara’daydım. Türkiye’yi iyi biliyorum. İsrail, etrafı Arap ve Müslüman ülkelerle çevrili. İsrail gibi demokratik, kapitalist, laik batı yanlısı bir ülkenin bu çevrede yaşaması zor. Bunun için her anlamda büyük bedel ödüyoruz. Aniden Türkiye’de İslam ile demokrasinin bir arada olabileceği şansını görünce, neden bu Mısır, Ürdün, Suriye ve Irak’ta da olmasın dedik. Bu ülkelerin de, Türkiye gibi olması halinde karşımızda çok farklı bir Ortadoğu olurdu. İsrail’de insanlar çocukluklarından itibaren İslam ile demokrasinin asla birlikte olamayacağını öğrenerek büyürler. İslam ve Arap dünyasında demokrasinin şansının olmadığı öğretilir onlara. Ancak şimdi karşımızda böyle bir şans duruyor. Türk demokrasisi Ortadoğu için bir zenginlik. İsrail, kendisini bir demokrasi olarak görüyor ve Türkiye’nin de güçlü bir demokrasisi olmasını istiyor. Bizde de fundamentalist yahudiler var, onları demokratik hayatın içine katmaya çalışıyoruz.

-3 Kasım öncesi, Erdoğan’ın iktidara gelmesi halinde Türkiye’nin İsrail’le ilişkilerde bir geri
adım atılacağı kanatı vardı.

Bir insan, başbakan veya dışişleri bakan olduğunda, profesyonelleri, ekonomistleri, iş adamlarını, askerleri dinler ve ülkenin menfaatleri çerçevesinde görüşleri değişebilir. Nitekim öyle de oldu. Erdoğan, iktidara gelişinin ilk haftasında Şaron’un terörist politikalarından bahsetti. Şoka girdik. Ancak geride kalan sekiz ayda bir daha böyle bir şey demedi.
Erdoğan’ın, Yılmaz veya Çiller kadar İsrail’e karşı olumlu bir tutumu olmadığını biliyordum. Gül’de aynı. Gül’ün son 10 yılda İsrail konusunda söylediği bütün sözleri gözden geçirdim. Hepsi olumsuzdu. Ancak biz demokratik İslam’ın İsrail-Türkiye ilişkilerinden çok önemli olduğunu biliyorduk. Bunun bütün Ortadoğu için önemli olduğunu biliyorduk. Eğer Erdoğan, Müslüman Türkiye’de demokrasiyi güçlendirir, ülkeyi AB’ye sokarsa, bunun bütün Ortadoğu için muazzam anlamı olur. Genelkurmay Başkanı Özkök İsrail’e geldiğinde Türkiye’den bir profesör bana şunu söyledi: ‘İsrail ile ilişkiler Türk ordusu için o kadar önemli ki; AK Parti buna dokunamaz.’
Askerin bu ilişkiyi destekliyor olması ilişkilerin bu durumunu açıklamak için yeterli değil. Bence her Türk siyasetçisi şunu biliyori; eğer sen hem Arap dünyası hem de İsrail ile iyi ilişkilere sahip olursan, bu seni Ortadoğu’da benzeri olmayan bir konuma getirir. Türkiye şunu da biliyor ki; İsrail ile ilişkiler Türkiye’nin Amerika ile ilişkileri açısından büyük öneme sahip. Dışişlerindeki bu atmosferi AK partililerin de bildiğini biliyorum.

-Hem ‘büyük değişim’, hem de ‘kurulu düzen etkisi’ altında kalmak çelişki değil mi?

Erdoğan’ın söylemini değiştirdiği başka konular da var. Türkiye’deki Batı yanlısı, İsrail yanlısı ve serbest piyasa yanlısı öğelerin Erdoğan’ı etkilemelerinden memnunum. Erdoğan’ın orijinal ideolojisi, Kemalizm ile karışım halinde. İsrail’de ‘Erdoğan nedir’ diye sorduklarında, ‘İslam light’ diyorum. Bu İslam’ın yeni bir versiyonu. Fundamentalizmin terörizmle karıştığı bir Ortadoğu’da yeni bir soluğa ihtiyaç vardı. Bu modern, ılımlı İslamdır. Erdoğan, İslam’ın özel hayattaki yeriyle kamudaki yeri arasına bir duvar çekti. Bu ihtiyacımız olan şeydi. İsrail’de de bazı kişiler ülkenin Tevrat ile yönetilmesini istiyor. Erdoğan, İslam’ın ülke yönetimine etki etmesine müsaade etmedi.

-Demo-İslam ile İslami Demokrasi arasında ne gibi bir fark görüyorsunuz?

Bu konuda Cüneyt Ülsever’in görüşüne yer veriyorum. İran örneğinde İslam demokrasiyi idare ediyor. Demokratik İslam’da ise demokrasi İslamı kamu yaşamında idare ediyor. Demo-İslam kavramını Avrupa’daki Hıristiyan Demokratlar ile mukayese edebiliriz. Demo-İslam’da ülke Müslüman bir ülke; ancak kamu alanında demokrasi birincil durumda. ‘Erdoğanizm’min, Kemalizm’i İslam’la barıştıran, hatta onu daha da demokratikleştiren bir revizyon olduğunu söylüyorsunuz. Bu fikrinizi Kemalistlerle tartıştınız mı? Bir çoklarıyla konuştum; ancak çoğu Erdoğan konusunda benimle aynı fikirde değildi. Çoğu onun gerçek niyetini yansıtmadığını söyledi. Bazıları ise benimle aynı fikirleri paylaştılar.

-Sizinle aynı fikirleri paylaşanlar gerçekten Kemalist mi?

Evet. Bunlar, Atatürk’ün bugün yaşaması halinde Kemalizmi farklı şekilde inşa edeceğini söylüyor. Atatürk dahi bir kişiydi; ancak o günden bugüne çok şeyler değişti. Atatürk’ün bugün geçmişten daha az hayranlık uyandırdığını düşünmüyorum. Atatürk bugün yaşasaydı, Kemalizmi günceller ve bunu bilhassa demokrasi alanında yapardı. Tezinize göre, Erdoğanizm Kemalizm’in yaşamaya devam etmesini sağladı. AB kapısında Kemalizm ölmeye yüz tutmuştu ve Erdoğanizm bir tür can simidi oldu. Erdoğanizmi, demokratikleştirilmiş Kemalizm olarak görüyorum. Erdoğanizm, kemalizmin güncellenmiş bir versiyonu. Erdoğan iktidara geldikten sonra, Atatürk’ün halk arasındaki popülaritesi arttı. Bana göre, Türk halkının belli bir bölümü, ki bunlar eskiden Refah, son olarak da Fazilet’e oy verdiler, Erdoğan iktidar olduktan sonra kendilerini Türkiye Cumhuriyeti, Atatürk ve Kemalizm ile birlikte tanımlama fikrine daha yaklaştılar.

-Yani 28 Şubat’ta oluşan hava dağıldı mı?

28 Şubat Türk demokrasisi ve özellikle de Türk ordusu için kara bir gündür. Bir darbe aldatmacasıdır. Başbakanın darbe ile devrilmesi Kemalist düşünce için de iyi bir şey değildir.

- İsrail’in Türkiye’de demokrasinin gelişmesinden yana olduğunu söylediniz. 28 Şubatı yapan kadroların İsrail-Türkiye ilişkilerini en çok geliştiren kişiler olması konusunda ne düşünüyorsunuz?

Bu insanlar darbeyi İsrail ile olan ilişkilerden dolayı yapmadı ki. Son 10 yılda Türkiye İsrail için, ABD’den sonra ikinci büyük öneme sahip ülke. Dolayısıyla Türkiye’de ne olup bittiği bizim için çok önemli.

-Erdoğan’ın Ramazan günü Berlusconi ile yemek yemesini sembolik anlam yüklüyorsunuz.

İki yıl önce İsrail Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı iken Micthel Komitesi ülkemize gelmişti ve Demirel de bu komitedeydi. Başbakan Şaron’un da katıldığı 3 saatlik bir toplantıdan sonra öğlen yemeğine gidiyorduk. Demirel bana, ‘ben gelemem oruçluyum’ dedi, başka bir odada bekledi. Erdoğan ise, seferilik hakkını kullandı, Berlusconi ile öğlen yemeği yedi. Uçak da alkole izin verdi. Erbakan böyle bir şeye müsaade etmemişti. Erdoğan böyle yapmakla dünyaya kendisinin farklı olduğu yönünde çok güçlü ve cesur bir mesaj verdi. Bunlar bende, artık Türkiye’de yeni ve farklı bir liderle karşı karşıya olduğumuz düşüncesi uyandırdı. Erdoğan kendisine tanınan krediyi hak etti.

-Erdoğan’ın İslam’ını ‘reformistten çok deformist’ gördüğünüzü belirterek, Erdoğanizm’in
İslam ülkeleri için bir model olabileceğini savunuyorsunuz. Deformist İslam, İslam
ülkelerinde kabul görür mü?

Şu an biz Irak’ta Amerikanın elde ettiği zaferden dolayı Ortadoğu’da çok dramatik bir durumla karşı karşıyayız. Amerikalılar Irak’ta 3-5 hatta 10 sene kalabilir. Ben, Irak’ın Amerika olacağını söylemiyorum; ancak inanılmaz bir şans. Türkiye’nin ılımlı, modern İslam modeli sadece Irak’ta işe yarasa ve 10-20 yıl içinde Irak Türkiye’ye benzese bile muazzam bir iş başarılmış olur. İslam dünyasının genel olarak kemalizmi laikliğinden dolayı reddettiğini biliyorum. Türkiye’nin Arap ülkeleri için bir model olmadığını da biliyorum. Ancak Ortadoğu’da bazı şeyler değişiyor. Amerika, Doğu Avrupa’yı değiştirdiği gibi Ortadoğu’yu da değiştirmekte kararlı görünüyor. Veda yemeğinde Robert Robertson, “20 yıl önce size Doğu Avrupa’yı değiştireceğimizi söylediğimizde bize inanmıyor, onlar Komünist diyordunuz. Bakın değiştirdik. Ortadoğu’da da bize bir şans verin. Burayı da değiştirelim.” dedi. Bana göre, Türkiye, İslam dünyası için demokrasi ve modernizm modelidir.

-ABD, bir yandan Irak’da demokrasi götürmeye çalışırken bir yandan da Türkiye’yi
tezkere konusundaki demokratik kararından dolayı yerden yere vurmadı mı? Kim kime
nasıl model olacak?

Bu geçici bir durum. Hislerle hikmeti birbirinden ayırmak gerekir. Bush’un, Powell’ın ve hatta Wolfowitz’in hayallerine baktığımızda, Türkiye gibi bir Irak, bir Suriye, bir İran, bir Suudi Arabistan’ı, görüyoruz. Hayal edilen şey budur. Hissiyatları yatıştığında Türkiye’yi reddetemeyecekler.

-Erdoğanizm’in temelde bir ‘iç ideoloji’ olduğunu ve Türkiye’nin iç politikasını
şekillendirdiğini, dış politikada ise Erdoğan’ın asker ve dışişleri bürokratları tarafından
yönlendirildiğine yer veriyorsunuz.

Türkiye’de, siyasetçiler ile ordu arasındaki ilişkilerin, demokratik bir şekilde
normalleşeceğini düşünüyorum. Avrupa’daki Amerika’daki gibi sivillerin altında bir yerde olacak ordu. Generaller özel bir şirket değil, maaşları devlet tarafından ödenen insanlar. Parlamento karar verecek ve ordu da ona uyacaktır. MGK’da yapılan değişikliklere bakın, işler normalleşecek. Biliyorum, Erdoğan’dan hoşlanmayan ve onun değişmesini isteyenler var. Ancak, Türkiye için en kötü şey böyle bir değişikliğin askeri darbe ile yapılmasıdır.

-Erdoğan’ın seçimlere girememesini ‘Demokrasi’nin kara günü’ olarak adlandırmışsınız.

Bunu yazdığımda, Avusturya’da Haider ırkçılıkla suçlanıyordu, İspanya’da ise Bask’ta ise terör suçlaması vardı. Erdoğan’da ise ne ırkçılık ne de terörizm vardı. Erdoğan’ı hapse attıran şiiri İbranice’ye çevirdim. Üzerinde çok düşündüm; ancak bu Erdoğan’ı hapse götüren iddiaların içini dolduran bir şiir değildi. Bizdeki dindar insanlar daha vahim şeyler söylüyorlar. Hiçbir demokrasinin bir şiirle yıkılmayacağını biliyorum.

-Demo-İslam’ın şansını tartışırken bir soru ortaya atıyorsunuz; Maapah veya Maapeha,
yani dönüşüm mü devrim mi?

Bana göre bu normal bir değişim değil. Bunu bir ‘AK Parti devrimi’ olarak adlandırmak için erken; ancak bu devrimden çok uzakta değil. Olumlu yönde devrimsel bir potansiyel olduğunu düşünüyorum. Bu demokrasiyle gelen bir devrim.

R.T.E. - 2

Geçtiğimiz aylarda Başbakanlık çatısı altında İ.Kaboğlu ve B.Oran satılmışları tarafından yayınlanan rapor, Türk kamuoyunun gündemine bomba gibi düşmüştü. Tayyip Erdoğan ve hükümet yetkilileri bu raporla kendilerinin bir ilgisi olmadığını dile getirmişlerdi. Oysa söz konusu rapor, Tayyip’e hiç de yabancı değildi!..

Yıl 1991…Tayyip Erdoğan, RP İstanbul il teşkilatı bünyesinde Milli Gazete ve Zaman gazetesinde çalışan, İran İslam devrimine “Şafakta 10 Gün” isimli kitabıyla övgüler yağdıran Mehmet Metiner başkanlığında, Ali Bulaç, Abdurrahman Dilipak, Altan Tan ve diğer İslamcı “aydın”lardan oluşan bir kurul oluşturuyor, bu kurul RP İstanbul İl Teşkilatı adına bir “Kürt Raporu” hazırlıyordu. İşte her satırı bir ibret belgesi niteliğinde olan o rapordan bazı satırlar:

“Resmi ideoloji bütün noktalarda iflas etmiştir. Kürt gerçekliği, 1980 askeri darbesiyle birlikte yeniden inkar edilmiş, Kürtçe 2932 sayılı yasa ile yasaklanmıştır. Ancak dış dünyada meydana gelen değişmelerin içeride yol açtığı zorunlu zihinsel değişmeler ve en önemlisi de PKK ile sürdürülen geleneksel zora dayalı yönetimin başarısızlığa mahkum olduğunun anlaşılması, kürt sorununa “Tam Demokrasi ve Kültürel Çoğulculuk” temelinde yaklaşmayı beraberinde getirmişti. Cumhurbaşkanı Özal’ın ilk defa kürt varlığını tanıdıklarını ilan etmesi ve sonraki günlerde ‘Federasyon da dahil her konu tartışılmalıdır’ türünden demeçler vermesi, Körfez krizi esnasında Celal Talabani ve Mesud Barzani’nin temsilcisiyle en üst düzeyde görüşmeler yapması, kürt sorununun yeni bir bakış açısı temelinde konuşulmasına rahat bir imkan sağlamıştır.”

“…Türkiye’de 75 yıldan beridir resmi ideolojinin kürt meselesinde inkarcı, asimilasyoncu, baskıcı davrandığı açık seçik söylenmeli ve resmi ideolojiyi yüksek sesle sorgulayabilmeliyiz.”

“Türkiye’de kürt kimliğinin tanınması ve kürt kültürünün geliştirilmesi için engelleyici tüm yasaların kaldırılması gerektiğini, Kürtlerin yaşadığı bölgelerde kürtçenin öğretilmesi için yasal imkanların hazırlanması gerektiğini, bütün bu hakların Türkiye’de yaşayan diğer halklara da(Laz,Çerkez,Gürcü,Arap vs.) tanınması gerektiğini, bu çerçevede Türkiye’nin kültürel bir çoğunluğa sahip olması gerektiğini savunmak…”

“Türkiye’de dileyen herkesin kendi anadilinde eğitim-öğretim yapabilmesini savunmak, kitle iletişim araçlarından yararlanmasını savunmak…”

Ve işte raporda geçen şok cümle:

“PKK terörünü kınadığımız kadar, devlet terörünü de kınamak, Devlet-PKK çatışmasında devletçi bir safta gözükmemek ve devletin ‘bölücü’, ‘terörist’, ‘ayrılıkçı’ şeklindeki eleştiri üslubunu benimsememek…”

Ve işte Tayyip tarafından bakanlığa getirilen Zeki Ergezen…Ergezen, Türklüğe olan kinini Arabistan’da DEP milletvekilleriyle yaptıkları toplantıda şöyle dile getiriyordu:

“Gelin dağa taşa ‘Ne mutlu Türküm’ diye yazacağınıza, gelin dağa taşa ‘Ne mutlu müslümanım’ diye yazalım!”

Tarih 7 Mart 2002… Talabani-Tayyip görüşmesi… Tayyip Erdoğan, kürt elebaşı Talabani ile görüşürken şunları söylüyordu:

“Irak’tan ve kürdistandan aldığımız bilgiler bizi memnun etmiştir”

Bir ABD seyahati sırasında kürt sorununu ve kürt dilini soran gazetecilere Tayyip şu cevabı verir: “Türkiye’de Kürtlerin varlığı, bizim zenginliğimizdir. Kürtlerin ana dillerinde konuşmaları ve kültürlerini geliştirmeleri en doğal haklarıdır”

Geçmiş yıllara dönelim…Mikrofonda yine Tayyip var: “Bu anayasa ırkçıdır!..Bir taraftan Türklük aleyhine konuşturtmuyor, bir kürdün kalkıp da Türk aleyhine konuşmasını suç unsuru telakki ediyor, ama bir kürdün aleyhine konuştuğun zaman onu suçlamak değil alkışlıyor!”

R.T.E. - 1

Tayyip Erdoğan’ın anne tarafı Rize ili Güneysu( Potamya- Rumca) ilçesine, Gürcistan’ın başkenti Batum’dan gelmiştir..Hatırlarsınız bir zamanların meşhur ismi Ümraniye müftüsü Hasan Mezarcı’nın da ailesi Batum’dan gelmiştir. Erbakan’ın karşı çıkmasına rağmen, .Erdoğan’nın büyük uğraşları sayesinde Hasan Mezarcı İstanbul’dan liste başına getirilerek millet vekili seçiliyor. Bu zat yaptığı tüm konuşmalarında Atatürk hakkında ağza alınmayacak iftiralarda bulunuyor.ve Atamızın Türk olmadığını ilan eden söylemleri ile tanınıyor..Tayyip’ de bu iftiraların yapıldığı dönemlerde Mezarcı’ya adeta destek olmaktaydı.Yine aynı yıllarda Erdoğan’ın yakın arkadaşlarından Rize millet vekili Şevki Yılmaz’da (Hepinizin malumu- Türk’lüğü aşağılayan Tayyip’in en yakın destekcisi ) Türk’lüğü tahrik adına ağza alınmayacak laflar sarf edebiliyordu…Erdoğan’ın çocukları, akranları Türban kavgası verirken , Türbanla okuyamadıklarını bahane ederek ( Bilal kız mı??).Amerika’larda okuyor, Hollywood yıldızlarıyla (Robert De Niro vb.) mum ışığında yemekler yiyorlardı….

Başbakan Tayip, memleketi Rize’ye gittiğinde hemşehrileri kendisini `Potamya’ya hoş geldin ,Potamya’nın gururusun’ pankartları ile karşılıyordu..Güneysu beldesinin Rumca ismi Potamya demekti.. Bu ahalinin bir kısmı sonradan Müslüman olmuş (!!)Rum’du..Hala neden Rumca ismi kullanıyorlar dersiniz???Tayyip bu pankartlardan şikayetçi olmadığına göre değerli dostlarım olayı acaba nasıl yorumlamak gerekir??

Başbakan olduğunda ilk ziyaretini Yunanistan’a yapan Erdoğan, Ramazan ayında olmamıza rağmen acaba neden oruç tutmamıştı dersiniz..? Simitis’le iki saati aşkın baş başa görüşme yapan Erdoğan İngilizce bilmediğine , Simitis’te Türkçe bilmediğine göre acaba hangi dilde görüştüler dersiniz(!!!!)? Uçakta seyahat ettiğinde alkollü içki servisinin yapılmasına izin veren yapısını da siz dostlarımın takdirlerine sunarım..

Eski Yunanca’da Tayip Erdoğan’ın nüfus kütüğünde yazılan Havuli, Fatuli, isimleri Fatma,Havva anlamına gelmektedir.. Sona eklenen (Lİ) hecesi Gürcü’lerce kullanılmaktadır. Zira Ahmet ve Yunus ..Erdoğan’ın ana adı olan ve aynı zamanda Adem Peygamberin eşinin ismi de olan Havva’ya Havuli .,.. Hazreti Muhammet’in kızı olan Fatma’ya Fatuli, yakıştırılmasına tepki göstermiyordu.!!! 2004 yılında Gürcistan’a yaptığı gezide Gürcistan Devlet Başkan’ının yanında ” Bende Gürcüyüm. Ailemiz Batum’dan Rize’ye göç etmiş bir Gürcü ailesidir” diyebilmiştir.

Bundan da anlaşılıyor ki, Tayyip Erdoğan Türk kökenli olmamaktadır. Zaten Türklük şuuru da taşımıyordu . Zorunlu olmadıkça Türk sözünü kullanmıyordu..Türklüğü ve Türk milliyetçiliğini ayrımcılık olarak değerlendirdiğini her vesileyle belirtiyordu.. Başbakan Erdoğan’ın sözcüsü Akif Beki, yazmış olduğu “Erdoğan’ın Harfleri” adlı kitabının 14 `cü sayfasında Erdoğan’ın Musa peygamberin soyundan geldiği , Musa’nın İsrailoğlu olduğu vurgulamasını yapabiliyor ve Erdoğan ise buna da karşı çıkmayarak İsrail oğluna gelen peygamberle kendini özleştirip, birde onun soyundan geldiğini açıklattırması, soyunda Yahudilik olduğunun en açık kanıtıdır..Kısacası Erdoğan’ın ,anne tarafından Musa’nın yani Yahudiliğin soyundan geldiği anlaşılıyordu..

Gelelim Türk oluşuna :

CIA Ortadoğu ve Türkiye Masası Şefi, eski Ankara Büyük Elçi’si Mason , Yahudi Morton Abramowitz, RTE’yi daha İstanbul Refah Partisi Beyoğlu İlçe Başkan’ı iken keşfediyordu..Ve o günden bu yana , İstanbul Belediye Başkanı olmasıyla, AKP’yi kurmasıyla, Başbakan’lık koltuğuna oturmasıyla ilgili yapılan bütün planlamalar gerçekleşiyordu.. Hatta Dünya Devinin desteğiyle Devlet Başkanlığı makamını ele geçirme planıyla da Türk insanı, parçalanmış, Emperyal güçlerce paylaşılmış, karanlık bir Türkiye’de yaşamaya mahkum ediliyordu..Nedenini siz ileriyi gören dostlarıma açıklamaya gerek olmadığını düşünüyorum…Ancak Türkiye’mizin yok edilmesi adına yapılan böylesine tehlikeli girişimlerde , adı öne sürülen ve desteklenen kahramanın (!!!!) Türklüğünü masaya yatırmak ve üzerinde iyi düşünmek gerektiğine inanıyorum..

Gelelim tekrar anılanın Türk olup olmadığına..

Bakın Erdoğan bir konuşmasında ne diyor: “Türkiye’de otuzu aşkın etnik gurup var. Biz bu etnik guruplardan bir mozaik oluşturacağız.”

“Sen ne mutlu Türküm diyene dersen Öbürü de ne diyecek Ne mutlu Kürdüm diyene diyecektir”.. İşte bu tarz tehlikeli ifadeler , gizli güçlerin iştahını kabartmış ve emellerine ulaşacakları gizli plan için lider belirlemede, pek sıkıntı çekmemişlerdir….Erdoğan, Musevi örgütlerin temsilcileri ile sık sık bir araya geliyor ve bakın neleri dile getiriyor. “Devlet işlerinde Liberal Laik olduğunu, Devlet işleri ile devletler arası ilişkilerde ancak Laik’lik temeli üzerinden bir araya gelinebileceğini, İslamcı oldukları şeklindeki söylemlerin doğru olmadığını” ifade ediyordu…Söylemlerine devamla: “Şu anda Türk İsrail ilişkilerini yeterli bulmuyorum, Biz bu ilişkilerin çok daha ileri gitmesini istiyoruz.. Bizim iktidarımızda bu ilişkilerin daha ileri gittiğini göreceksiniz..”Diyor ve ekliyordu:

“Biz Yahudi’lerden çok şey öğrendik, beni İstanbul’daki dostlarınızdan sorabilirsiniz”.. Yine bir ifadesinde :

“Biz Türkiye’yi önemsiyoruz ve Türkiyeliler olarak buna mecburuz…Günümüz Türkiyelileri…Biz Türkiyelilere diyoruz ki”..Dikkat ediniz ,söylemlerinde “Türk yok Türkiyeli var”…..Başka bir açıklama yapmaya gerek olmadığı kanısındayım..

Askerden Sert Mesajlar...

Tümgeneral Beştepe, “TC köklü gelenekleri, yazılı olmayan kuralları olan bir devlettir. Devleti temsil edenler, bunları içine iyi sindirmelidir” dedi.

Abdullah Gül’ün ikinci kez Cumhurbaşkanlığına aday olmasının ardından, 27 Nisan’da e-muhtıra yayımlayan Türk Silahlı Kuvvetleri’nin sergileyeceği tavır iç ve dış kamuoyu tarafından merakla izleniyor. Samsun’da Garnizon Komutanlığı’nı bu göreve atanan Tuğgeneral Ali Er’in emekliye ayrılması nedeniyle “vekaleten” Kurmay Albay Hakan Özşar’a devretmek zorunda kalan Tümgeneral Naci Beştepe ilginç mesajlar verdi ve “Türkiye Cumhuriyeti Devleti, köklü gelenekleri, yazılı olmayan kuralları olan bir devlettir. Devleti temsil edenler bunları içine iyi sindirmelidir” dedi. Beştepe “iktidar ve güce hizmet edenlerin üst makamlara gelse de dolduramayacağını ve maşa olmaya devam edeceğini” söyledi.

TC’nin temel değerleri önemli

Törende bu yıl orgeneralliğe terfi eden Eğitim ve Doktrin Komutanı Korgeneral Erdal Ceylanoğlu, Türkiye’nin yönetilmesine dair dikkat çekici mesajlar verdi. Korgeneral Ceylanoğlu TSK için hiçbir zaman değişmeyecek en önemli özelliğinin Cumhuriyetin temel değerlerinin korunması olduğunu vurguladı.

Görevi devrederek emekliye ayrılan Tümgeneral Naci Beştepe ise “Devleti temsil sorumluluğunu unutup rüzgar nereden esiyorsa o yönde hareket edenler, iktidar ve güç kimdeyse ona hizmet edenler, daha üst düzeyde makamlara getirilebilir” dedi ve sözlerini şöyle sürdürdü: “Ancak o makamları da dolduramaz, kendilerini oralara getirenlerin maşası olmaya devam ederler. Asıl hizmet edilmesi gereken halk da her şeyi görür ve herkese değerini biçer. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, köklü gelenekleri, yazılı olmayan kuralları olan bir devlettir. Devleti temsil edenler bunları içine iyi sindirmelidir.”

Devlet adamı kaypak olmamalı

Tümgeneral Naci Beştepe sözlerini şöyle noktaladı:
“Kişisel ve aileden kaynaklanan kırgınlıklar kamusal faaliyetlere yansıtılmamalıdır. Diğer kurum ve makamlara verilen değer, devlete, millete ve kendi kurum ve makamına verilen değerin ölçütüdür. Zamana ve kişilerin statü değişikliklerine bağlı olarak kaypak davranış sergilenmesi, mertlik, kararlılık ve tutarlılık gerektiren devlet adamlığı niteliklerinin yetersizliğini gösterir.”

Terör örgütünün yasal uzantıları iş başında!..

2. Ordu Komutanı Orgeneral Iğsız, Diyarbakır’da konuştu: “PKK, terörle gerçekleştiremediği isteklerini, yasal görünümdeki uzantıları vasıtasıyla elde etmeye çalışıyor…”

2′nci Ordu Komutanı Orgeneral Hasan Iğsız, Diyarbakır’da 7′nci Kolordu Komutanlığı’nın devir teslim töreninde yaptığı konuşmada terör örgütünün yasal görünümdeki uzantılarına dikkat çekti. Diyarbakır Orduevi’nde düzenlenen törende, Korgeneral A. Cahit Sarsılmaz 7′nci Kolordu Komutanlığı görevini Korgeneral Bekir Kalyoncu’ya devretti. 2. Ordu Komutanı Orgeneral Iğsız törende yaptığı konuşmada, Korgeneral Sarsılmaz ve yerine atanan Korgeneral Kalyoncu’yu övdü ve “Öncelikli görevi terörle mücadele olan 7′nci Kolordu emin ellere teslim edilmiştir” dedi.

Terör örgütü yalnız değil

Orgeneral Iğsız, törene katılanlara ise şöyle seslendi: “Bölücü terörle mücadelemiz her geçen gün artan bir kararlılıkla sürdürülmekte ve başarıya doğru önemli adımlar atılmaktadır. Ancak, terör örgütü, terörle gerçekleştiremediğini, isteklerini, yasal görünümdeki uzantıları vasıtasıyla elde etmeye çalışmaktadır. Demokrasi, insan hakları gibi herkesin benimsediği, saygı duyduğu evrensel kavramların içeriğini çarpıtarak arkasına saklanmaktadır. Bunların cumhuriyetin temel değerleriyle sorunları vardır. Atatürkçü düşünceyi en büyük engel olarak görmektedir. Ne yazık ki bu konuda yalnız değillerdir. Gerek yurt içi gerekse yurt dışında rejimle cumhuriyetin temel değerleriyle sorunlu olanlar, farklı amaçlarla, ayrılıkçı unsurlarla, fazla görünür olmayan iş birliğine girmektedir. Hedeflerine ulaşmak için el birliğiyle Atatürk’ü ve bize vasiyeti olan düşünce sistemini yüreklerden silmek ve böylelikle cumhuriyetin temel değerlerini korumasız hale getirmek istiyorlar. Huzurunuzda ifade ediyorum, beyhude bir çabadır.”

Daima harbe hazır olacağız

Görevi devreden Korgeneral Sarsılmaz, “Kendini yalnız ülke savunmasına adamış komutanlar, kıtalar yetiştirmeye çalıştım” dedi. Yeni komutan Korgeneral Bekir Kalyoncu da 7. Kolordunun her türlü tehdide karşı daima harbe hazır bulunarak, hürriyet ve bağımsızlığın, toprak bütünlüğünün, güven ve huzurun teminatı olmaya devam edeceğini söyledi.

Konuşmaların ardından, Korgeneral Cahit Sarsılmaz, Korgeneral Bekir Kalyoncu’nun yakasına birlik sembolünü taktı. Korgeneral Kalyoncu da Sarsılmaz’a komuta süresince kullanılan komutanlık forsunu hediye etti. Daha sonra, görev devir-teslim tekmili verildi.

http://www9.gazetevatan.com/haberdetay.asp?tarih=16.08.2007&Newsid=132606&Categoryid=1


“EKONOMİ İYİ GİDİYOR” YALANI VE GERÇEKLER

Başta Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere AKP’lilerin ekonomi hakkında çizdiği toz pembe tablo ne yazık ki gerçekle uzaktan yakından bağdaşmıyor.

İşte ekonomiyle ilgili gerçekler:

AKP döneminde cari açık 20 kat artarken Türkiye’nin borcu neredeyse ikiye katlandı.

Özel sektörün borcu 2 kat arttı; kredi kartı borcu 5, ailelerin banka borcu 6, tüketici kredi borçları ise 20 katına çıktı. Dolara yatırım yapan yüzde 260 kazanırken yabancılardan alınan vergi kaldırıldı. Büyüme iddiasına karşın vergi mükellefi 8 milyondan 7.5 milyona indi; karşılıksız çek 2, protesto edilen senet 3 katına çıktı.

Tüm bunlar, hükümetin ekonomiye ilişkin yaptığı iyimser açıklamaların koskoca bir yalandan ibaret olduğunun ve aslında AKP hükümetinin Türkiye’yi dehşet verici bir borç batağına sokarak iyice dışa bağımlı hale getirdiğinin göstergesi!

AKP ekonomiyi felç etti

– AKP iktidar olduğunda cari açık (Türkiye’ye gelen dövizle çıkan döviz arasındaki fark) 2002 Aralık ayında - 1.5 milyar dolardı. 2006 Aralık rakamı ise -31.5 milyar dolar. Artış oranı yüzde 2 bin.

– Dış ticaret açığı (ithalatla ihracat arasındaki fark) 2002 Aralık ayında 15 milyar dolardı. 2006 Aralık ayında ise 53 milyar dolar. Artış oranı yüzde 241.

– AKP iktidar olduğunda Türkiye’nin toplam borcu 222 milyar dolardı. Bugün 408 milyar dolar. İç borçta artış yüzde 114, dış borçta artış yüzde 64.

– AKP iktidar olduğunda kişi başına borç 3 bin 187 dolardı. Bugün 5 bin 458 dolar. Artış yüzde 71.

– Özel sektörün dışarıya borcu 2002 Aralık ayında 44 milyar dolardı. Bugün dışarıya borcu 126 milyar dolar. Artış yüzde 187.

– Ailelerin bankalara borcu 2002 Aralık ayında 4.3 milyar YTL’ydi. 2007 Mayıs itibarıyla bu rakam 24.4 milyar YTL. Artış oranı yüzde 467.

– Tüketici kredilerinde 2002 Aralık ayı rakamı 2.3 milyar YTL’ydi. 2006 Aralık ayında 45.5 milyar YTL. Artış yüzde 1878. 19 kat.

– Ayrıca kredi kartı borçları toplamı 2002′de 4.3 milyar YTL’yken geçen yıl 21.2 milyar YTL’ye çıktı. Artış yüzde 393.

Yabancılara kapitülasyonlar!

– Temmuz 2006′da yabancıların devlet tahvili, Hazine bonosu ve borsa kazançlarının vergisi yüzde 15′ten sıfıra indirildi. Yabancılar vergi ödemiyor, Türkler bu gelirlere yüzde 10 vergi ödüyor.

– Borsa da yabancılara geçti. AKP iktidara geldiğinde yüzde 43 olan İstanbul Menkul Kıymetler Borsası’ndaki yabancı payı şu anda yüzde 71′e çıktı.

– AKP iktidarı, rantiyeci kesimi ihya etti. Yabancıların 2002′de borsaya yatırdığı her bin dolar, şu anda 3 bin 586 dolar oldu. Dolar bazında kazanç oranı yüzde 259. Böyle bir örnek dünyada yok.

Sömürmeye geldiler!

– AKP iktidarında rantiyeye toplam 141.3 milyar dolar faiz ödendi. Büyük bölümünden vergi alınmadı.

– Türkiye yüzde 19 ile dünyada en yüksek faizi ödeyen ülke. Yabancılar AKP iktidarında risksiz devlet tahvilinden yüzde 141 kâr etti.

– AKP iktidara geldiğinde tahvile bin dolar yatıran yabancı, 4.5 yılın sonunda 2 bin 441 dolar kazanç sağladı.

– AKP iktidar olduğunda bankacılık sektöründeki yabancı payı yüzde 3′tü. Bugün itibarıyla yüzde 42. Artış 14 kat.

– AKP iktidarında gelen yabancı sermayenin yüzde 81.4′ü bankacılık ve haberleşme gibi stratejik sektörlere girerken sadece yüzde 14.1′i imalat sektöründe yer aldı.

Esnaf, çiftçi zulüm altında

– Karşılıksız çeklerde artış yüzde 102, protesto edilen senetlerdeki artış yüzde 204 oldu.

– Pek çok işyeri kapandı. Büyüme iddiasına karşın AKP iktidar olduğunda 8 milyon olan vergi yükümlüsü sayısı, 2006 yılı sonunda 470 bin azalarak 7 milyon 530 bine indi.

– Türk halkı, beş yıl boyunca dünyanın en pahalı akaryakıtını kullandı.

– AKP iktidarında birikimli enflasyon yüzde 61.3 olarak gerçekleşti.

– Aynı dönemde mazot ve sulama fiyatları 2.5, gübre fiyatı 2 katına çıktı.

– AB ortalamasında yüzde 35 olan vergide adaletsizliğin göstergesi dolaylı vergiler, Türkiye’de yüzde 71′e çıktı.

– AKP iktidarında açlık sınırı 369 YTL’den yüzde 70 artarak 626 YTL’ye, yoksulluk sınırı ise 1122 YTL’den yüzde 82 artarak 2 bin 40 YTL’ye ulaştı.

YÜCE TÜRK MİLLETİ’NE DUYURULUR!

AKP İktidarı Döneminde DEVLET SU İŞLERİ

AKP DÖNEMİNDE

DSİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ – GENEL DURUM

Son dönemde su ve toprak kaynaklarımızın geliştirilmesi konusunda uygulanan hatalı genel politikalar, bu alandaki köklü kamu kurumlarının hızlı işlevlerini yitirmesine hatta yok olmasına neden olmuştur. Bu politikaların yanı sıra yapılan hatalı özelleştirme çalışmaları, devletin tümüyle tasfiye edilmesi için amaçlarına uygun kurumsal alt yapıların hazırlanmakta olduğunu ortaya koymaktadır. Küresel ölçekli su politikalarını n ülkemizde de uygulamaya başlanmasıyla, ülkemizin gelişmesi ve kalkınması için çok önemli bir özgörev üstlenen DSİ Genel Müdürlüğü’nün adeta bir plan dahilinde kuşatılarak işlevsizleştirilmesi hedeflenmiştir.

GİRİŞ

Ülkemizin su ve toprak kaynaklarının geliştirilmesinde, hidroelektrik enerji üretiminde en önemli hizmetler bu güne kadar DSİ Genel Müdürlüğü tarafından yürütülmüştür. Sulama, drenaj ve taşkın koruma gibi birçok önemli fonksiyon da DSİ tarafından başarılı bir biçimde yerine getirilmiştir. Bu görev ve sorumluluklar DSİ Genel Müdürlüğü’nün merkez ve taşra teşkilatlarının tümünde ülke çapında büyük bir birikim, deneyim ve yetişmiş insan kaynağının ortaya çıkmasını sağlamıştır. Kurulduğu 1954 yılından bu yana su ve toprak kaynaklarının geliştirilmesi için çok büyük yatırımları gerçekleştiren, su mühendisliği alanında bir gelenek yaratarak bu alandaki bilgi ve birikimlerin odağı olan DSİ Genel Müdürlüğü, AKP iktidarı dönemindeki sürgün ve görevden alma politikalarıyla içi tamamen boşaltılarak iş göremeyen bir kurum haline getirilmiştir. . Devlet yatırım bütçesinin yaklaşık dörtte birini kullanarak su ve toprak kaynaklarının geliştirilmesi için yıllarca hizmet vermiş olan DSİ Genel Müdürlüğü AKP iktidarı döneminde büyük oranda Dünya Ticaret Örgütü, Dünya Su Konseyi, Küresel Su Ortaklığı ve Dünya Bankası gibi küresel kuruluşlar tarafından geliştirilen dışa bağımlı, ulusal yarar gözetmeyen küresel su ve enerji politikalarına alet edilebilir bir konuma indirgenmiştir.

Esas olarak ulusal su ve enerji politikalarını n teknik, ekonomik ve sosyal politikalar temelinde şekillenmesi ve bu politikaların tespitinde Dünya Bankası ve AB reçeteleri yerine ülke özgün koşullarının dikkate alınması gereklidir. Ancak bu politikaların belirlenmesinde ve uygulanmasında en önemli kurum olan DSİ Genel Müdürlüğü, idari ve teknik açıdan içine düşürüldüğü çıkmaz ve siyasi kadrolaşmanın yarattığı zaafiyet nedeniyle küresel güçlerin dayattığı dışa bağımlı, AB ve ABD merkezli su ve enerji politikalarına boyun eğmek zorunda bırakılmıştır. Yani mevcut iktidar, yaptığı politik personel tercihleri nedeniyle önce kurumun içini boşaltarak su ve enerji konusundaki birikim ve ulusal bilincini ortadan kaldırmış ve daha sonra da küresel enerji lobisinin politikalarını uygulama doğrultusunda harekete geçmiştir. Bu kapsamda DSİ Genel Müdürlüğünde yönetimin değiştiği 2003 yılı başından bugüne kadar idari görevde bulunan personelin % 74′ ü görevden alınmış ve sürgüne gönderilmiştir. Bunların yerine yapılan atamalarda bilgi ve liyakat hiçbir şekilde dikkate alınmamış, cemaat - tarikat etkisi ve bağlantısı ön plana çıkartılarak kurumu yok etme pahasına çok büyük ölçüde siyasi İslamcı bir kadrolaşma gerçekleştirilmiş tir.

Oysa Türkiye’deki su potansiyelinin % 60′ı hâlâ geliştirilmeyi beklerken;

Yapılan yasa ve Anayasa değişiklikleri ile 01.01.2006 tarihinden itibaren DSİ “hükmi şahsiyeti haiz katma bütçeli” kuruluş olma statüsünden çıkartılarak bağımsız hareket etme özelliğini kaybedecek şekilde genel bütçeye dahil edilmiştir. Bu değişiklikle DSİ işlevlerinden uzaklaştırılarak dağılma sürecine sokulmuştur.

Bu süreç içersinde 1.7.2006 tarihinde kabul edilen 5539 sayılı yasa ile önceki yıllar yatırım programında yer alan projelerin tamamlanması için DSİ Genel Müdürlüğüne 7 yıllık bir süre tanınarak bu alandaki özelleştirmenin önü açılmıştır.

DSİ Genel Müdürlüğü’ndeki kadrolaşma ile kurum kültürü yok edilerek, adeta kurumun hafızası silinmiştir. Kıyıma varan kadrolaşma ile DSİ teşkilatının ulusal enerji politikasının belirlenmesi ve uygulanması için gelecekte gerekecek olan bilgi, deneyim ve birikimi yok etmiştir. Enerji ve sulama yatırımları için gerek teknik ve gerekse finansman sağlama açısından hiçbir çözüm üretilememiş, büyük projelere dış kredi temini sağlanamamış ve bu alanda önceki hükümetler zamanında hazırlanıp uygulanmaya konulması beklenen hükümetler arası ikili işbirliği anlaşmaları sonuçlandıramamış tır. Örneğin, Ilısu Barajı ve HES projesi Hazine ve DPT’nin karşı çıkmasına rağmen ihalesiz olarak verilmiştir. Ilısu projesinde Konsorsiyumu oluşturan firmalar 13 Nisan 2005′te kredi görüşmelerine başlayabilmesi için Hazine Müşteşarlığına başvurmuştur. 5 Ağustos 2006 tarihinde Ilısu Barajı’nın temel atma töreni gösteri amaçlı gerçekleştirilmiş olup projeye kredi temini hazine garantisi konularında yeterli ilerleme sağlanamamıştır.

TEİAŞ’ın projeksiyonları na ve bizzat Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı’nın açıklamalarına göre elektrik enerjisi üretiminde doğalgaz kullanımı payının ulusal güvenliğimizi tehdit eder duruma gelmemesi için her yıl en az 850 MW’ lık bir kurulu gücün tesis edilmesi gereklidir. Ancak beş yıllık AKP iktidarı döneminde DSİ tarafından sadece 513 MW’lık HES potansiyeli yaratılabilmiş tir. Yani yılda ancak 100 MW’lık bir kurulu güç tesis edilebilmiştir. Bu 513 MW’lık kapasitenin büyük çoğunluğu da zaten 57′nci ve daha önceki hükümetler zamanında başlatılmış olan projelerin bitirilmesi sonucu sağlanmıştır.

AKP hükümeti döneminde DSİ Genel Müdürlüğü’nde ortaya çıkan zaafiyet GAP’ a da yansımış ve beş yıllık bu dönem boyunca GAP projeleri deyim yerindeyse durdurulmuştur. Öyle ki geçen bu süre zarfında sulanan arazi miktarında ancak % 1,2 düzeyinde bir artış sağlanarak sulanan toprakların oranı ancak % 13′lere ulaşabilmiştir.

İstanbul ve çevresinin su sorunlarını çözmek üzere planlanıp ihale edilen Melen Projesi gibi çok önemli bir projede AKP iktidarının 5 yıllık icraatları süresince ancak % 15 düzeyinde ilerleme kaydedilebilmiş tir. 2007 yılının Nisan ayında DSİ Genel Müdürlüğünün Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı onaylı bir kararı ile Melen projesinin idari, teknik ve mali sorumluluğu DSİ İstanbul Bölge Müdürlüğüne devredilerek proje siyasi rant elde etme çabalarına kurban edilmiştir.

Uygulanan genel politikalar ve vahşi kadrolaşma harekâtı sonucunda ortaya çıkan görünüm; salt özelleştirme değil, su ve enerji alanında yılların birikiminin ortadan kaldırılması ve bu alanlardan kamu merkezi yönetiminin tümüyle tasfiyesidir. AKP İktidarı döneminde yürütülen bu uygulamalar su ve toprak kaynaklarımızın verimli bir şekilde geliştirilmesini engelleyecek ve enerjideki dışa bağımlılığımızı daha da artırarak geriye döndürülmesi çok zor olan sonuçlar yaratmıştır. Bu Dönemde DSİ Genel Müdürlüğü, kurumsal kimliği yok edilmiş, hafızası silinmiş, birikimi dağıtılmış, ruhu ortadan kaldırılmış bir kurum haline dönüştürülmüştür.

KADROLAŞMA

2003 yılında DSİ Genel Müdürlüğüne İSKİ eski genel müdürlerinden Veysel Eroğlu’nun atanmasından sonra kurum içerisinde daha önceden AKP’ li partizan ve cemaat temsilcilerinden oluşmuş bir komite tarafından her cuma günü öğle mesaisi başlar başlamaz yılların yönetici kadroları ellerine tutuşturulan birer sarı zarf ile görevden alınarak sürgün edilmişlerdir. Yapılan bu görevden alma ve sürgünler herhangi bir soruşturma ya da disiplin suçu neticesinde olmayıp Atatürkçü, laik, aydın, ulusal bir kimliği olan, açıkçası cemaat üyesi ya da sempatizanı olmayan kadrolara yönelik bir tavır olarak ortaya çıkmıştır. Bu atamalar haftanın özellikle cuma günlerine getirilerek aylarca, yıllarca devam etmiştir. Herhangi bir hukuki gerekçeye dayanmayan, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununda yeri olmayan ve usulsüzce yapılan bu sürgünlerin akabinde boşalan makamlara DSİ Görevde Yükselme Yönetmeliği değiştirilerek, ehliyet ve liyakat olarak görevin gerektirdiği bilgi ve birikimi taşımayan ve 28 Şubat sürecinde irticai faaliyetleri nedeniyle soruşturma geçirmiş, olan insanlar atanmışlardır. Bazı kadrolar ise İstanbul Belediyesi İSKİ Genel Müdürlüğü’nden transfer edilen personel ile doldurulmuştur. Atamalarda tarikat – cemaat bağlantısı ön plana çıkartılmış özellikle İskenderpaşa Dergâhı ve Nur Cemaati üyeleri tercih edilmişlerdir. Göreve gelebilmek için AKP’ li olmaktan öte bu cemaatlerin referansı aranır olmuştur. Bütün bu görevden alma ve sürgünler sonucunda;

· Bölge Müdürlerinin %120′ si (bazıları bir’den fazla olmak üzere)

· Daire Başkanlarının % 100′ü

· Şube Müdürlerinin % 87’si

· Mühendis olarak görev yapan 270 personel görevlerinden alınmış ve büyük bir çoğunluğu sürgün edilmiştir.

Özetle Mayıs 2007′ye kadar geçen süre içerisinde;

DSİ’de yönetici konumunda görev yapan personelin % 74′ü değiştirilmiştir
Bunların yerine genellikle tarikat ve cemaatlerle bağlantılı güvenilir (!) kişiler getirilmiştir.
Bu sürede DSİ teşkilatında 691′i Genel İdare Hizmetleri ve 1569′u Teknik Hizmetler sınıfından olmak üzere toplam 2260 personel emekli edilmiştir.
Görevlerinden alınan, yerleri değiştirilen ve çeşitli baskılarla emekliliğe zorlanan memur statüsündeki DSİ personeli sayısı 3171′e ulaşmıştır.

Özetle; Bu dönemde DSİ Genel Müdürlüğü bünyesinde idari görev yapan personelin yaklaşık % 74′ü, olan 650 kişinin görev yeri değiştirilmiştir. Sürgün ve yer değiştirmelerden sonra emekli olmayan ve istifayı reddeden personelin büyük bir kısmı idari mahkeme kararlarıyla geri dönmüş, fakat birçoğu Genel Müdürlük makamı tarafından eski görevlerine iade edilmemişlerdir. Aradan geçen 4 yılsonunda daha önceden görevlerinden alınarak sürgün edilen personel ikinci kez sürgün edilmeye başlanmıştır. DSİ Genel Müdürlüğü gibi bilgi, liyakat ve deneyimin oldukça önemli olması gereken bir kurumda 900′ ü aşkın idari ve teknik personelin tayin, sürgün ve görev yeri değiştirme ile önce görevlerinden alınması sonra da emekliliğe zorlanarak kurumdan uzaklaştırılması şeklindeki bir politikanın sonucunda DSİ büyük oranda kan kaybetmiştir.

Bugün, DSİ Genel Müdürlüğü’nde inanç istismarı ve buna bağlı zorlamalar had safhada olup tarikatların etkisi ise çok üst boyutlardadır. Kurum personeli her an sürgün ve yer değiştirme baskısı altında tutularak kurumun görev, yetki ve sorumlulukları nı etkin ve verimli bir şekilde yerine getirebilmesinin koşulları ortadan kaldırılmıştır.

Bu süreçte, iktidarın çokça benimsediği bir çeşit kazan-kazan stratejisi uygulamaya konulmuştur. Birikimsiz ve liyakatsiz cemaat kadrolarının idari görevlere getirilmesi ile su yönetiminin merkezî yapısı güçsüzleştirilerek kurum küresel su politikalarını n uygulanması için uygun bir hale getirilmiştir. Bundan küresel güçler kazançlı çıkmıştır. Siyasal islamcı kadroların DSİ yönetimine getirilmesinden de siyasi iktidar kazançlı çıkmıştır. Bu anlamda uygulanan reçete politikadan her iki taraf ta kazançlı çıkmış,ancak DSİ ve ülkemiz kaybetmiştir.

DIŞA BAĞIMLI SU VE ENERJİ POLİTİKALARI

Dört yılı aşan AKP iktidarı döneminde;

1. DSİ’nin kurumsal yapısı küresel dayatmalar doğrultusunda katma bütçeden genel

bütçeye geçirilerek kurumun işlevsizleştirilip tasfiyesinin ön koşulları yaratılmıştır.

2. Enerji yatırımları neredeyse durmuştur.

3. Enerjinin geleceği doğalgaza ihtiyaç duyulacak şekilde yeniden kurgulanmıştır.

4.GAP, çeşitli yapay gerekçeler tezgâhlanarak adeta durdurulmuş, bölgeyi de çok yakından ilgilendiren sınıraşan sular konusunda politik argümanlar geliştirmek şöyle dursun inisiyatifin Kuzey Irak ve İsrail’de olacağı AB politikalarına boyun eğilmiştir.

Küresel ölçekte geliştirilen ve DSİ gibi kurumları da hedefleyen bu politikaların ana ekseni, mevcut kamu kurumlarının görev ve sorumlulukları nın büyük bir bölümünün önce özel şirketlere ve daha sonra da küresel su ve enerji güçlerine hizmet edecek şekilde yeniden tanzimidir.